Yok Etmeyelim!


Melek Sakaloğlu

Melek Sakaloğlu

Okunma 11 Eylül 2015, 16:41



Yaşadığımız bu son günlerde bir kez daha anladım. İnsanoğlu kadar kendi türünü sevmeyen başka canlı türü yok bu dünyada. Bu kadar düşman, bu kadar acımasız, bu kadar yok etmeye meyilli…

Oysa büyük bir sevgi ile yaratılmış, bu dünyayı da paylaşmak için gönderilmemiş miydik? Fakat şu an öyle görülüyor ki bizler, özümüzün çok dışında bir hayatı benimsemiş, hırslarımızın kurbanı olmuş durumdayız. Peki her şey bu kadar var olmuşken, var etmek için yaratılmışken bizler neden bu kadar yok etmenin peşine düştük. Ve her varlık temelinde sevgi taşırken şimdi bu sevgisizlik neden? Neden kapattık yüreğimizi? Neden kör oldu gözlerimiz? En sonunda en azılı katilden bile daha tehlikeli bir durumdayız şimdi. Tek derdi var insanlığın sanki! Yok etmek.

İnsanoğlunun donanım olarak yaratılan bütün canlılardan en yücesi olması bilinen bir gerçektir. Zaten özellikleri itibariyle de bunu fazlasıyla da yansıtır. Akıl ve fikir birleşerek neler yapılabilir bunları yaşadığımız hayatta görmekteyiz. Bazen güzelliklere şahit olurken çoğu zamanda acımasızlıklar karşımıza çıkar. Bu durum yaşamın her alanında kendini, o yaşamın özelliklerine göre gösterir.  O yüzden her toplumda yaşananlar aynı olmaz. Çünkü her toplumun kendi toplum kalıpları, yaşam standartları, kültürleri, ahlaki değerleri, stratejik konumu farklılık gösterir.

Fakat bu kadar farklılıklar olsa da bilinen tek gerçek birbirini bu denli yok etmeye çalışan başka bir canlı türünün olmadığıdır. İnsanoğlu bencilliği kanıksadığı günden beri artık tamamen yok etmeye odaklı bir yaşamı hedeflemiştir. Düşünün şu an dünyada yaşananları. Her yerde bir acı her yerde bir savaş. Medya araçlarında iç açıcı veya sevgiyle ilgili yapılan bir oluşumla alakalı tek bir haber bile göremiyoruz. Görsek bile bu kadar savaşın ve adaletsizliğin yanında devede kulak gibi kalıyor.

Uzun bir süreden beri artık çok sıklıkla hep aynı haberleri duyar ve izler olduk. Savaştan kaçanlar ve kaçarken boğulanlar, inançları için öldürülenler, ne için savaştığını bilmeyip ölenler, töre yüzünden ölenler, faili meçhul cinayetler, bitmek bilmeyen terör olayları, kadınlara ve çocuklara uygulanan şiddet, gelir eşitsizliği, açlık, yokluk ve dahası. Yazarken bile içim tekrardan karardı. Eminim sizler de şu an bu duyguları paylaşıyorsunuz. Son günlerdeki terör olayları ve sahile vuran çocuk cesetleri de gösteriyor ki yok etmek için çabalıyor sürekli birileri. Yaşanan silahlı savaşların yanında bir de yaşadığımız kapitalist savaşlar. İkisinin de amacı belli. ‘Yok etmek’. İnsanı yok etmek, doğayı yok etmek, dünyayı yok etmek!

İnsanoğlu yok etmenin derdinde. Ve bunun için uydurulan birçok sebep bulmuşlar kendilerine. Siyasi sebepler, coğrafi sebepler, ideolojik sebepler, ekonomik sebepler bunlardan bazıları. Ama sonuç nedense hep aynı. Varılmak istenen nokta hep aynı. Kural tek, güçsüz olan güçlü tarafından ezilmeye mahkûmdur! Ne büyük bir gaflet! Hâlbuki hangi devletten ve milletten kim konuşursa konuşsun hep barışı savunuyorlar. Ama uygulamada nedense tam tersi oluyor. Bu samimiyetsiz açıklamalar artık inandırıcı gelmiyor. ‘Oğuz Atay’ın bu konudaki özlü sözünü hatırlıyorum. ‘İnsan nedir biliyor musun? Ağaçları kesip kâğıt yapan, sonra o kâğıda, ağaçları koruyun, yazandır.’

Şimdi bunların, saydığım bu nedenlerinin çıkış noktalarından, tarihten, gelinen bu günkü noktaya sebep olanlardan bahsetmeyeceğim. Ne fark eder ki? Her gün bir dolu insan konuşuyor bunları, anlatıyorlar, tartışıyorlar, ama sonuç yine aynı! O yüzden hiç bir beşeri nedeni haklı göremiyor, nedenlerden ve sebeplerden nefret ediyorum. Haksız yere kim öldürülüyorsa bunun haklı bir tarafı olamayacaktır benim gözümde.

Bir annenin evlat acısına merhem olacak o haklı saydıkları gerekçeleri duymak bile istemiyorum. İşte bu anda insan oluşumdan, birbirini yok etmeye çalışan bir canlı türünden oluşumdan üzüntü duyuyorum. Keşke görmeseydim, keşke hissetmeseydim, keşke anlamasaydım bu yaşananları. Belki de bu kadar acı çekmeyecektim, çekmeyecektik.

Oysa sevginin hâkim olduğu bir dünyada yaşamayı çok isterdim.  Fakat dünyaya kötülük hâkim olmuş ne yazık ki. Tam da burada aklıma Johann Wolfgang  von Goethe’nin bir sözü geliyor.İnsanların kötü olduklarını görmek beni şaşırtmıyor, ama bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce hayretler içinde kalıyorum’. Bu tümce özetliyor her şeyi aslında. Utanma duygusunu kaybedenler, merhametini kaybedenler, sevgisini kaybedenler ve sonunda da insanlığını kaybedenler.

Yine de hala iyi insanların olduğunu görmek bu dünyada beni çok az da olsa umutlandırıyor. Hala birilerinin varoluşumuzun aşk ile olduğunu hatırlaması gelecek günler için içimde bir yerlerde umut ışıklarını perçinliyor. Ve kendimin bu farkındalığa erişmiş olmasının verdiği huzur içimi rahatlatıyor. Yok etmenin değil de var etmenin mücadelesi içinde olduğum için şükrediyorum. Etrafımdaki insanları analiz ederken iyileri seçebilme olgunluğuna erişmiş olmayı hissetmek belki de bir insanın sağlam durmasının en büyük sebebi. Oysa olmamız gereken sadece ‘iyi bir insan olmak, adaletli bir insan olmak, sevgi ve merhamet dolu’ bir insan olmak değil miydi? Sevmek bu kadar zor muydu?

Değildi elbet! Sevmek en kolayı ve en bedava olduğu halde dünyalar kadar değeri içeren en büyük duygusal paylaşımdır bu hayatta. Yeter ki cimri davranmayalım. Yok etmek en kolayı, var etmek için uğraşalım.



Ve ‘kendimize yapılmasını istemediğimizi, başkalarına da layık görmeyelim’ olsun başlıca yaşama ilkemiz.



Melek SAKALOĞLU



 



 

 



- kralbet giriş - - - - -

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.