Güneş, Tokyo’dan Yükselir! Suat Şimşek

Bir Tokyo Masalı!

Güneş, Tokyo’dan Yükselir! Suat Şimşek
18 Kasım 2019 Pazartesi 16:35

Güneş, Tokyo’dan Yükselir!

Bir Tokyo Masalı!

Tokyo veya resmi adıyla Tokyo Metropolü, Japonya'nın başkenti ve Uzakdoğu mistik dünyasının kanaatimce en iyi tanımladığı bir şehir. Yüzölçümü 600 km² olup, 35 milyon nüfuslu megapol bir bölge olan Tokyo dünyanın en büyük kenti olarak bilinmektedir. Nüfus popülasyonu olarak Mexico City ile ciddi bir rekabet halindedir. Honşu Adasının orta kesiminde, Büyük Okyanusun bir girintisi olan Tokyo Körfezinin kıyısında, Sumida Nehrinin ağzında yer alan kent, modern çelik mimarisinin özelliklerini barındırıyor. Aslında Tokyo deniz kıyısında ama ben denizi çok nadir gördüm desem yeridir. Çünkü yerleşim alanlarının tamamı denizden uzak kısımlara kurulmuş.  Bizim Japonya diye telaffuz ettiğimiz ülkeyi Japonlar Nippon olarak ifade ediyorlar.   Japonca adını oluşturan kanji karakterler "güneş" ve "köken" anlamına gelir ve güneş onlar için bir semboldür ve “doğan güneşin ülkesi” olarak bilinmektedir.

Coğrafi yapısı bakımından Japonya, 6852 adadan oluşan bir takımada lar grubu olarak ifade edilebilir ki; Tokyo’da başkent olarak bu adalardan en büyüğü ve Ana Ada olarak bilinen Honşu’nun üzerine kurulmuştur. Adaların çoğu dağlık  ve bazıları yanardağlardan oluşuyor. Dağlık coğrafya üzerine kurulu Japonya’da  60’ı hala faaliyette 165 yanardağ bulunuyor. Ülkenin en yüksek dağı 3 bin 776 metre yükseklikteki Fuji Dağı ve başkentten hava açıkken nefis bir görsel ile karşımızda duruyor.  Ülkede yoğun volkanik hareketin eseri, çok sayıda akarsuyun suladığı verimli ovalar da yer alıyor.

Volkanlar bir yana, Japon takımadaları patlamaya hazır enerji ile doludur. Bu nedenle Japonya depremden muzdarip ülkeler arasındadır. Deprem, volkan, tayfun, tsunami derken doğal afetlerle yaşamasını öğrenmiş bir toplumdur. Her yıl hissedilecek kadar güçlü yaklaşık 1000 deprem olduğu istatistiklere geçmiş. Ocak 1995’te Büyük Hanshin Awaji Depremi 6000’den fazla insanın ölümüyle, 40.000 insanın yaralanmasıyla ve 200.000 insanın da evsiz kalmasıyla sonuçlanmış. Ekim 2004’te Niigata Eyaletinde meydana gelen depremde ise 60’ın üzerinde insan ölmüş ve 4.800 insan yaralanmış ve yine 11 Mart 2011’de meydana gelen 9 büyüklüğündeki depremle, Fukuşima nükleer santralinde sızıntıya, dünyanın birçok bölgesine uzanan dev dalgalara, 20 binden fazla kişinin ölümüne ve en az 300 milyar dolarlık hasara yol açmıştır. Düşündüğümüz zaman şimdi neden bu kadar güvenli binalara sahip olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Tarihi kökenleri 12. yüzyıla dayanan Tokyo, 'Büyük Japon Restorasyonu' sonucu İmparator tarafından 'Doğu'nun Başkenti' ilan edilmiş ve bugünkü 'Tokyo' ismini almış. Şehir yıllar içerisinde çok sayıda tarihi olaya kanıt olmuş. Bu olaylar arasında 1923 büyük Tokyo depremi unutulmazlar arasındadır.

Tokyo’nun köklerini, 7.yy. Asuka Dönemi‘ne kadar takip edebilmek mümkündür. Asuka Dönemi’nde imparatorluk tarafından yürürlüğe konulmuş Ritsuryou sisteminin bir parçası olarak Bushu adıyla da bilinen Musashi bölgesinin sınırları çizilmiş. Bakır madenleriyle zengin olan Musashi bölgesi, günümüz Tokyo şehrinin tamamını kapsamasının yanı sıra Saitama’nın büyük bir bölümünü ve Kanagawa’nın küçük bir kısmını da içine almakta imiş. Uçsuz bucaksız Kanto ovasındaki en büyük bölge olan Musashi’nin adı, eski kayıtlarda muzasi olarak geçmekte ve bunun Aynuca olduğu düşünülmektedir. Zira Japoncada bir anlam ifade etmemekle birlikte Aynucada “ot bataklığı” gibi bir anlama geliyor.

Modern Tokyo’nun atası olan Edo, Musashi bölgesinde küçük bir balıkçı köyüymüş. Yazılı tarihte Edo adının geçtiği en eski yer, Kamakura Dönemi‘nde yazılmış resmi tarih arşivi Azuma Kagami olarak biliniyor.

Sonradan adı Kitami şeklinde değiştirilen Edo klanının kurucusu Edo Shigetsugu, Heian Dönemi sonu veya Kamakura Dönemi başında Musashi bölgesinde kendisine küçük bir kale inşa etmiş ve kalenin etrafına yerleşen insanlar aracılığıyla Edo Köyü ortaya çıkmış.

2 Mart 1657 tarihinde, Edo Kalesi dahil olmak üzere Edo şehrinin yarısından fazlasını yok eden büyük Meireki Yangını kaleyi yerle bir etmiş. Üç gün süren ve yüz bin kişinin hayatını kaybettiği bu yangın, şehirde iki yıl boyunca hayatın durmasına sebebiyet vermiş. Bir şehir efsanesinde Budist bir rahibin, sahibi olan üç genç kız da sırayla öldüğü için lanetli olduğu söylenen bir kimonoyu yok etmek isterken yanlışlıkla ahşap olan tapınağı yakması ve alevlerin rüzgar yardımıyla yayılması yangının çıkış sebebi olarak geçiyor olduğu bilinse de gerçek çıkış sebebi gizemini korumaya devam etmektedir.

Yaklaşık yüzde yetmişi kül olmuş Edo şehrinin yeniden inşa edilme planı, shōgunluğa şehri diledikleri bir şekilde yapılandırma fırsatını tanımış ve Edo yepyeni bir surete kavuşmuştur. Sokaklar genişletilmiş, bina yerleşimleri yeniden düzenlenmiş, yeni ticaret meydanları açılmış, Samuraylara ve köylülere, yanan evlerini yeniden inşa etmeleri için yönetim tarafından ödenek sağlanmış. 

Japonya'nın kurucusu ve Kutsal Kitabı olmayan en büyük dini: Şintoizm’dir. Şintoizm (şinto, shinto veya shintoism şeklinde de geçmekte), Hristiyanlığa zamanında karşı koymuş ve varlığını devam ettirebilmiş kadim bir din. Günümüzde de Japonya'nın en çok müridi olan dinidir. Diğer tek tanrılı dinlerde olduğu gibi şinto dininde mutlak kurallar yoktur. Neyin iyi ve neyin kötü olduğu tam olarak kesin çizgilerle ayrılmaz. İnsanlar genel olarak iyi kabul edilir ve kötülüğe neden olanların kötü ruhlar olduğu düşünülür. Şinto ayinlerinin temelini bu kötü ruhlardan arınmak oluşturur. Şinto tanrılarına kami deniyor. Hayata dair önemli görülen ve insan hayatını etkileyen kavramlar kami olarak niteleniyor. Ağaçlar, yağmur, nehirler, dağlar, rüzgâr kami olarak tanımlanıyor. Yine aynı dinsel sistem içerisinde insanlar da öldükten sonra kami olur ve aileleri tarafından kami olarak saygı görürler. Japonya'da birçok dinin görülmesinin sebebi aslında kuvvetli bir shinto inancının hala süregelmesinden kaynaklanmaktadır, diğer pagan inançları gibi sonradan gelen dinlerin etkisi ile kolay kolay silinmemiştir.

Teknoloji açısından oldukça gelişmiş durumda olan ülke; çizgi filmde ve bilgisayar oyunlarında dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Uzun bir dışa kapalılık dönemi yaşamışlar, 19. yy’da başlayan Batılılaşma çabaları kendi kıyafetlerine de yansımıştır.  Özel günlerde giydikleri kimono bugün moda akımı olarak da yerini almıştır. Kimono da o kadar geleneksel bir hal almıştır ki kimonolara anneden kızına, babadan oğula aktarılarak giyilir ve gözü gibi bakarlar. Kimono giyildiğinde bunu tamamlayan ayakkabılar da farklı olur. Ayakkabı yerine yüksek tahta nalın yani “geta” olabileceği gibi deriden yapılmış “zori” denilen sandaletler de tercih edilir.

Genel olarak ülke ile ilgili bazı bilgileri de edindik. Japon kültürünün, ilginç gelenekleri de varmış. Ben de açıkçası duyunca şaşırdım ama burada dikkat ettiğim insanların ihtiyaçlarına çok önem verdikleri, kötü düşünceler aksine her şeyin iyi olarak görülmesi gerektiğidir.

Birlikte uyuma kafeleri; her ne kadar saçma gelse de şefkatin bir göstergesi olarak düşünülmüş!

Çıplaklar Festivali; her yıl farklı mevsimlerde Japonya'nın birçok bölgesinde düzenlenmekte. Kötü ruhlardan arınmak ve yılın geri kalanının şanslı geçmesini sağlamak için yapılıyormuş. Erkeklerin katıldığı bu festivalde sadece vücutlarının belli yerlerini kapatan, peştemale benzeyen fundoshi adındaki kıyafetleri giyerek festivale katıldıklarını duyuyoruz.

Tokyo’da  birçok caddede isim yok. Bunun nedeni bence isim ile değil mekanın tanınmasının istenmesi ve isme değil maneviyata değer verilmesi gerektiği olsa gerek!

Biz kara kedileri uğursuz sayıp önümüzden geçmesin diye yolda rota değiştirsek de Japonlar kara kedinin şans getirdiğine inanıyorlar. Öyle ki bazı kafeler kediler içindir. Burada, evcil hayvan sayısı çocuk sayısından fazladır.

Tokyolular çok çalışkan insanlar dedik. Bu yüzden iş yerinde, toplantıda uyuyan insanlar fazla çalışmanın belirtisi ve normal olarak kabul ediliyor.

Japonya’da okuma-yazma oranı %100 dür.

Japonlar yaptığı bir hatadan dolayı özür mahiyetinde saçlarını tıraş ederlermiş. Bir kabahatin bin iyiliği örttüğü gerekçesi olabilir mi!

Ülke, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gerçekleştirmiş olduğu kararlı, planlı ve hızlı kalkınma sayesinde dünya ekonomisinin ve teknolojisinin gelişiminde kilit rol oynayan bir aktör haline gelmiştir. Hangi markalar var diyecek olursak;

Toyota, Honda, Canon, Nissan, Sony, Panasonic, Lexus, Subaru, Bridgestone, Mazda, Suzuki, Shiseido, Komatsu, Daikin, Asics, Hitachi bunlardan sadece birkaçıdır ve sokakları ışıl ışıl dünya markaları ile süslenmiştir.

Bazen Japon ürünü mü Çin ürünü mü diye karıştırsak da Çin ve Kore dünya markalarını Japonya’dan satın almaya başladı bile! Sony, Panasonic, Sharp bildiklerimiz. Buna sebep dijital teknolojinin hayatımızı kaplaması ve büyük bir rekabet ortamı oluşturmasıdır. Küçük bir çiple bile yüksek çözünürlüklü bir televizyon görüntüsünün elde ediliyor olması ve bunu ucuza mal eden Çin ve Kore’nin piyasa şartlarına hakim olması diye düşünebiliriz.

Her ne kadar teknolojinin hayatımızı kapsadığı alanlar tüm Dünya’da aynı etkiyi yaratsa da şu bir gerçek ki bir bölgeyi en iyi tanıtan şey yemek kültürüdür.

Japon yemekleri, ilk başta genellikle pek sevilmez. Bildiğimiz bir lezzet vardır ki o da sushi’dir. Sushi’yi de en iyi Tokyo balık pazarında tadabilirsiniz. Tabi sadece bu lezzetleri ile kıyaslayamıyoruz. Tempura, sukiyaki, udon, okonomiyaki, soba, ramen gibi yemekleri ile çeşitlidir. Japon mutfağı denilince pirincin önemi geçilemez. Biz de ekmek nasılsa Japonlarda da pirinç öyledir ve siz istemeden masanızda yerini alır. Birçok kaynak Japonların uzun yaşamalarını yemek adetlerine bağlar. Çünkü, Japonlar doğaya bağlılıklarından dolayı, mümkün olduğunca yiyeceklerin doğal lezzetini bozmadan tüketirler. Aşırı baharatlı, tuzlu, çok tatlı yemekleri, Japon mutfağında pek rastlamazsınız. Ve biz de yemek tadılmadan nasıl tuz ekilirse, orada da soya sosu kullanılır. Bu arada sushi bizim bildiğimiz çiğ balık değildir. Sushi sirkesi ile hazırlanmış sushi pilavı yemekleridir.

Türkiye’de nasıl kendin pişir kendin ye varsa; Japon kültüründe de Yakiniku var. Japon mutfağında ızgarada kızartılmış et ve sebzeler için kullanılan bir tanımdır. Dünyanın birçok yerinde, yaygın olarak "Japon barbeküsü" olarak da anılır. Ayrıca bir de Yakuniki’den farklı olarak Tepenyaki restaurantları vardır ki; anlatılmaz yaşanılır dedirtren cinsten. Bir şefin kara bir masa etrafında herkese özel yemek pişirdiği ve bunu da showa dönüştürdüğü bu tür restoranlara dünyanın değişik kentlerinde rastlasak da Tokyo’da yediğimiz kobe etlerinin lezzetini hiçbir yerde alamayız. Kobe ya da Japonların tabiriyle wagyu sığır cinsi bir hayvan ve bu hayvanı kurban etmeden evvel çok iyi bir bakımla besliyorlar. Hayvana özel masajlar yapılıyor ve sinir oluşmaması için hareket ettirilmiyor. Tamamen gıda amaçlı yetiştiriyorlar. Her yemek yiyen o yemeğin lezzetini bilemez!

Ulaşım biraz karmaşık ama şehir o kadar istasyonlar bakımından gelişmiş ki fazla vakit kaybetmeden en kısa zamanda ulaşımı hedeflemişler. Her semte ulaşım için istasyon haritaları vardır.  Narita Havalanindan trenle yaklasik 1 saatlik bir yolculukla Tokyo, Shinjuku veya Ueno Station’a varmak mümkündür.

Tokyo’da semt semt gezilecek birçok alan mevcut.Tokyo semtlerinde muazzam bir bina yapısı hakim ve nereye bakarsanız bakın binalar çelikten inşa edilmiştir. Çünkü Japonlar yaşanan depremler dolayısı ile sağlam yapılara odaklanmıştır. Depremler olur ve evlerinden, işyerlerinden çıkmadan depremi sakin bir şekilde hatta telefonlara kaydederek karşılarlar ve sakin bir şekilde de uğurlarlar.

Fazla yüksek binaların olmadığı, eski Tokyo’nun yaşandığı, Asakusa, Sensoji Kannon tapınağını ve yanında hediyelik eşya alabileceğiniz sokağı ile görülmesi gereken yerlerden birisidir.

Büyük bir banliyö merkezi olan, geleneksel istasyonları ile ünlü Ueno Station, görülmeye değerdir.  Gel vatandaş gel, almadan gitme sözlerini de burada duymanız muhtemeldir. Ueno’dan, Yanaka, Nezu, Honko gibi civar semtlere de yürüyebilirsiniz. Buralarda kafeler, tofu fabrikası, tapınaklar ve tatami ustalarını (tatami=yere serilen Japon hasırı) görebilirsiniz.

Büyük bir parkın içinde yer alan, eskiden İmparator EDO’nun kalesi olan İmparatorluk Sarayı, Japonya İmparatoru’nun Tokyo’da bulunan resmi ikametgahıdır. Geniş binası, kubbeli yapısı ile tarihi de içinde barındıran bir yapıya sahiptir. Parkın doğu bölümünde de müzeler yer almaktadır. 

Gökdelenlerin, kalabalık insanların, adeta 15.000 kişinin aynı anda karşıya geçtiği izlenimi verdiği yoğun bir semt de Shıbuya’dır. Yüksek binalarca çevrili semtin ortasında çok büyük bir kavşak bulunur ve burası gençlerin eğlendiği bir yer konumundadır. Yine bu kadar yoğun olmasının bir nedeni de ünlü mağazaların burada olması ve oldukça gelişmiş olmasıdır.

Elektronik meraklıları için tam kalbi olan diğer bir semt de Asakusabashi’dir. Aslında burası toptancıların yer aldığı, geleneksel Japon bebeklerinin satıldığı, ambalaj ve malzemeleri ile alışveriş ideal yerlerden biridir. 250'den fazla dükkân (Electric Town) burada gezilebilir, fakat bizim gördüğümüz kadarı ile fiyatlar çok da ucuz değildi.

Büyük iş merkezleri, eğlence, alışveriş dediğimiz zaman Shinjuku, Tokyo'nun uzun mesafeli karayolu otobüsleri için ana duraklarından biridir. Batı yönünde 40-50 katlı dev gökdelenler mevcuttur. Işıl ışıl bir levha şöleni yaşanan bu semtin istasyonu ise yerin altında bir yaşam daha olduğunu kanıtlar niteliktedir. Tokyo’nun gece hayatının merkezlerinden olan Kabukicho ise Shinjuku’da yer alıyor. Geleneksel üç beş kişinin bir arada oturduğu barlar ise burada sıra sıra yer alıyor. Tokyo’ya giden birinin kesinlikle dönmeden önce mutlaka görmesi gerektiğine inandığım bir yer Kabukicho!

Paris’te yer alan Eyfel kulesinin aynısı olan Tokio Tower’e ise mutalaka çıkılmasını öneriyorum. Hamamatucho semtinde yer alan ve iki aşamalı çıkış yapısına sahip olan kule tamamen çelikten yapılmış ve Tokyo’nun da simge yerlerinden birisidir.  Eşsiz manzara desem de birbirinden büyük gökdelenleri, devasa yapıları görebileceğiniz, teknolojinin kalbini izleyebileceğiniz Tokyo’nun en canlı semtlerinden birisi tam da burasıdır.

Shinagawa İstasyonu, Japonya'nın başkenti Tokyo'da bulunan bir tren istasyonudur. İstasyonun adına karşın Shinagawa Minato özel semtinde yer almaktadır. Tokaido Shinkansen ile Miura Yarımadası, Izu Yarımadası ve Tokai bölgesine giden diğer tüm trenler buradan geçmektedir. İstasyon güzergâhlarını gitmeden incelemek isterseniz biraz anlamakta zorlanabilirsiniz. 24 yol işareti yer almakta, bilet kapısı ayrı bir güzergâh, transfer kapısı ayrı bir güzergâhta, tabi kuzey transfer güney transferi de düşünürsek, çık çıkabilirsen! Tokyo'da bulunan demiryolu hatlarından birisi ve bence en önemli olan Yamanote Line ise 34.5 km uzunluğunda olup; Tokyo'nun şehir merkezinin etrafından geçiyor. Hattın rota yapısı sanki çokgeni hatırlatıyor. Ana merkeze bağlı en önemli semtleri bu hat ile dolaşabiliyorsunuz. Üzerinde 28 hat olan istasyon üzerinden geçen her semt Tokyo’nun bir gerçeğidir.

Ünlü markalar, ünlü mağazalar dersek, Ginza’dan bahsetmeden geçemeyiz. Ginza, şehrin ünlü bir alışveriş ve ünlü markaların mağazalarını görebileceğiniz caddedir. Versace ve Dolce&Gabana mağazalarını görmeye gideceğinizi sanmıyorum ama meraklıları için en marka cadde de burasıdır sanırım!

Tsukiji Fish Market ise mutlaka gidilmesi gereken bir yer. 200-300 kiloluk dondurulmuş ton balığı satışları sabah 05:00’te başlıyor. Sadece ton balığı değil, envai çeşit deniz ürünlerini görebileceğiniz bir markettir burası.  En uygun saat ise sabah 8 ve 9 arasıdır.  Çünkü ilerleyen saatlerde bu kadar çeşit ürünü bir arada görmeniz mümkün olmayabilir.

Tokyo’nun en eski tapınaklarından olan, Sensoji Tapınağı, etrafındaki pazar sokağı, devasa giriş kapısı ve renkli mimarisiyle çok sayıda turist tarafından ziyaret edilmektedir. Tapınak, eskiden Budizmin Tendai mezhebi ile ilişkiliyken II. Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsız hale gelmiş.

İnşasının 645'te tamamlandığı bilinen tapınağın o dönemde yaşayan iki kardeş tarafından yapıldığı efsanelerde anlatılmaktadır.

Efsaneye göre iki kardeş, bölgedeki Sumida Nehri'nde balık tutarken merhamet tanrıçası Kannon'un heykelini yakalayıp nehre attı. Fakat heykel her defasında nehirden çıkarak yanlarına geldi. Bunun üzerine kardeşler, kutsallığına saygı göstermek istedikleri tanrıça Kannon adına Sensoji Tapınağı'nı inşa etti.

Tapınağı ziyaret edenleri ilk olarak "yıldırım kapısı" anlamına gelen "Kaminarimon" ismi verilen devasa kapı karşılıyor. Zarif mimarisiyle görenleri büyüleyen kapının önünde tavana asılmış büyük kırmızı fener bulunuyor. Etrafındaki dört ayrı halat yardımıyla sallanabilen dev fener, akşam vakitlerinde renkli görüntülere sahne oluyor.

Sensoji tapınağının önünde bir çeşme yer almakta. Suyu dolduruyoruz ve elimizi yıkıyoruz. Su devamlı akmaktadır. Bir de tapınakta tütsü yer almakta. Tütsüden çıkan dumanı yüzümüze getirerek duanın gücüne inanıyoruz. Yani burada iyi ahlak, etik değerler çok  önemli. Şinto inancına göre kötülükten arınmanın ne denli önemli olduğu burada vurgulanmaktadır.

Kentsel dönüşüm projesi ile başlanılan Roppongi Hills ise  Nisan 2003 tarihinde açılmış ve  Minato'nun Roppongi semtinde yer almaktadır. Roppongi, yerel halkın ve turistlerin hareketli gece barları ve kulüplerinde bir araya geldiği canlı bir eğlence bölgesi olduğu gibi gündüzleri ise gökdelen kompleksi, seyir terası, tasarımcı imzalı giyim butikleri ve uluslararası çağdaş sanat eserlerinin dönüşümlü olarak sergilendiği Mori Sanat Müzesi'yle kalabalıkların akımına uğrayan bir merkez konumunda.

 “Dünyanın en yüksek kulesi” unvanı ile Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş olan Tokyo Sky Tree kulesi 24 Kasım 2006’da, aşağıdaki 3 konsept temel alınarak tamamlanmış.Geleceğe uygunluk (fütürist) ve Japonya’nın geleneksel güzelliğine uygunluk önemi vurgulanarak tasarlanmış. Kulenin en alt kısmı, yerden 350 m yüksekliğinde tripod benzeri bir yapıdadır.  Silindirik yapıdaki kule çok güçlü rüzgârlara karşı dayanabilmektedir. Kulenin 350. m’de 2000 kişilik ve 450.m yükseklikte ise 900 kişilik kapasitede olmak üzere toplam iki gözlemevi bulunuyor. Bu gözlem katlarına hızlı asansörler ile 50 ve 80 saniyede çıkılıyor. Gözlem katlarında, iki kafe ve bir restoran bulunmakta ve özel camlardan aşağıya direkt olarak bakılabilmektedir. Dış cephesi, aijiro olarak bilinen, geleneksel mavimsi Japon rengi baz alınan orijinal Skytree rengi ile boyanmış kuleden muhteşem bir Tokyo manzarasına tanıklık edeceksiniz. .

Öyle bir şehir ki hem sokaklarında kayboluyor hem sokaklarından etkileniyorsunuz. İnsan karmaşası olsa da her şey bir düzen içinde! Öyle ki sigara dahi yürürken içilemez, küllerinin izmaritlerin düzeni bozacağı inancındalar. Tokyo, sokaklarda sigara içme alanları dışında sigara içmenin yasak olduğu bir şehirdir.

Bu eşsiz şehre nasıl mı ulaşacağız?

Tokyo'da iki büyük havaalanı var, bunlardan biri Narita diğeri ise Haneda. Uluslararası uçuşlar genellikle Narita'ya yapılıyor. Haneda ise daha çok iç hat seferleri için kullanılıyor. Üç ayrı terminalden oluşan Narita Havaalanında ise THY uçuşları 1. terminale yapılıyor.

THY 52 sefer saylı Boeing 777-300 ER tipi uçağı ile direkt Narita 11 saat 45 dk. da varıyorsunuz Dönüş yine Narita üzerinden 12 saat 30 dk’da İstanbul’a iniyorsunuz. Uçakta internet, telefon serbest. Tabi çekiyor da. Ayrıca Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun tüm sayılı başkentlerinden de her gün düzenli olarak Tokyo’yo seferler bulunuyor.

Güneş kimin haklı kimin haksız olduğunu bilmez. Sadece parlar ve herkesi ayrım yapmadan ısıtır. Güneşli ve güzel günlere uyanabilmek dileğiyle GEZEKALIN!

Taiyō wa tsuneni atarashī hi ni noboru!

GÜNEŞ HER ZAMAN YENİ BİR GÜNE DOĞAR!

Av. Suat ŞİMŞEK

Kasım 2019 Tokyo/Japonya


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yalçın Alganer - 3 hafta önce
Tokyo’ya bir kaç kez iş icabı gidip görmüş olmama rağmen; Av. Suat Şimşek dostumuzun anlattıkları ve izlettikleri sonrası, ben sadece gitmişim ve bakmışım, ama görmemişim dedim. Tokyo’yu şimdi kendisi sayesinde tanıdım. Çok güzel, özlü ve faydalı bir anlatım ve sunum. Teşekkür ederim. Emeklerine ve gönlüne sağlıklar olsun...
Avatar
Lütfiye Mücen - 3 hafta önce
Tokyo'yu coğrafi özellikleri, tarihi ,ekonomisi,sosyal yaşantısı ile birlikte aynı zamanda deneyimlerin ve gözlemlerin sonucunda Japon kültürünü tanıtan çok kapsamlı ,çok güzel bir gezi yazısı..Emeğine gönlüne sağlık ..Kutlarım.