Aynaya Değil Aynadan Görünene Bak- Suat Şimşek

"Aynaya baktığınızda suçluluk duyuyorsanız gerçekleri öğrenmişsinizdir!"

Aynaya Değil Aynadan Görünene Bak- Suat Şimşek
29 Ağustos 2020 Cumartesi 11:05

"Yüzünü görmek isteyen cama bakar. Özünü görmek isteyen cana bakar “ Hz. Mevlana

Farsça bir kelime olan “âyîne” üzerine düşen ışığı yansıtan, geçmişten günümüze kadar yaşamımızın her anında olan arkası sırlı düz cam olan kişinin kendini gördüğü cam bir levhadır.


Aynanın tarihine bakıldığında onun ilk olarak bundan sekiz-on bin yıl önce, Anadolu'da obsidyenden yapıldığı bilinmektedir. Anadolu'da asırlarca kullanılan obsidyen, volkanik patlamalar sonucu lavların soğumasıyla oluşan doğal bir camdır. Dünyanın en eski aynası Çatalhöyük'te bulunmuş ve bu ayna M.Ö 6000'li yıllara ait. Mezopotamya'da ise ilk ayna M.Ö 4000'lerde, Mısır'da ise M.Ö 3000'lerde bakırın parlatılmasıyla elde edilmiş. Çinliler M.Ö 2000'lerde bronzu parlatarak aynayı elde etmişler. M.S 1300'lerde metal boruların içine eritilmiş camlar konulmuş daha sonra bu camlar kurşun, kalay, cıva gibi maddelerle karıştırılarak önce tümsek sonra düz aynalar üretilmiş. İlk düz camdan aynalar 1500'lü yıllarda İtalya'da Venedik'te yapılmış. Bugün ise aynalar camın yüzeyinin alüminyum veya gümüş vakumlar altında ısıtılıp buharlaştırılmasıyla ve ardından camın yüzeyinin kaplanmasıyla yapılmaktadır.


Dünya kültür tarihinde mitolojiden felsefeye, psikolojiye, tarihe, tasavvufa kadar daha da sayılabilecek pek çok alanda aynanın simge, motif, sembol ve nesne olarak yer aldığını görmekteyiz. Bu durum esasında insanın içinde yer etmiş olan görme ve görünme ihtiyacının bir sonucudur. Çünkü bireyin gerçekte kendi değerlerini fark etmesi akıp giden zaman içinde kendini yeniden kurma ve kendini yeniden gerçekleştirme çabasının varoluşsal bir sancısıdır. Bireyin kendini tanıma arzusu doğal seleksiyonun bir parçasıdır ve ancak bu şekilde yeni bir anlam kazanır.


Tüm maddeler, ışığı belli oranda yansıtmaktadır. Zaten bu yansıma özelliği sayesinde maddelerin renklerini ayırt edebiliriz. Bir yüzey ne kadar pürüzsüz ve düz olursa, gelen ışıkta o kadar pürüzsüz bir şekilde yansır. Kusurlu yansıma, baktığımız cismin rengini ve şeklini daha iyi algılamamıza yardımcı olur. Ayna ise mükemmele yakın bir yansıtma sağlayacak kadar düz ve pürüzsüzdür. Ayna, üzerine düşen görüntüyü olduğu gibi yansıtan bir nesnedir. O, yalan söylemez. Kendisine ne verilmişse onu aynen iade eder. Güzeli güzel, çirkini çirkin gösterir. Süslemez, yorum yapmaz. Ayna o kadar ciddi bir şekilde bazı toplumların mitoslarında ve inanç sistemlerinde yer almıştır ki, her birisinde ne anlam ifade ettiği binlerce yıldır irdelenmeye çalışılmıştır.


Ayna sözcük tanımı olarak; ışığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilâlı ve sırlı cam olarak sözlükte geçer. Peki insanların çoğu, günün önemli bir bölümünü karşısında geçirdiği aynaya nasıl bakmaktadır? Zarfı mı görmektedirler, yoksa mazrufu mu? Fiziken karşısında gördükleri kendilerine mi, yoksa içlerindeki ruha mı? Maalesef çoğunluk şekille uğraşmakta, düşünmeden dış yüzeyle oyalanmak ile yetinmektedir. Esasen ayna bizde ne varsa olanı, bize yansıtır. Bizde olmayanı yansıtmaz. Yüzümüzde gözümüzde ne varsa onu gösterir. Kalbimizi ve gönlümüzü göremiyorsak, iyi bir aynaya ihtiyacımız olduğu muhakkaktır. Aynaya baktığımızda asıl kendimizi görmek önemli olandır. Yoksa olmak istediğimiz başka birini ya da bir başkası olduğuna herkesi inandırmak isteyen birini görmek bizi yanıltır. Egomuzla, benliğimizle şişmiş suretimizi görüyorsak ciddi bir faniliğin içinde debelenmeye devam edeceğiz
demektir. Esas anlamlı olan ise iç yüzümüzü görebiliyorsak o zaman kendimizle hesaplaşmak da daha kolay olacaktır.


Sokrates “İnsanı öğrenelim, bilelim ve bilmeye de kendimizden başlayalım” demiştir. İnsanın kendini tanıması, bilmesi kadar gelişmeye açık olması, bu yolda çaba sarf etmesi, öz eleştiri yapıp aksayan yönlerini düzeltmesi, kendini fikren ve ruhen geliştirmesi de gerekir. Aynayı kendimize tutmalıyız!


Alman Grim Kardeşler tarafından yazılan bir halk masalı olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ’de kötü kalpli cadı, her gün sihirli aynanın karşısına geçer ve şu cümleyi tekrar eder: “Ayna, ayna! Söyle bana. Bu dünyanın en güzeli kim, var mı benden güzeli?” Ayna sen, cevabını verir. Aslında bu doğru cevaptır. Çünkü henüz Pamuk Prenses yoktur. Fakat Pamuk Prenses büyüyüp güzel bir kız olunca ayna, cadıya hoşlanmayacağı başka bir doğruyu söyler. Dünyada en güzeli Pamuk Prenses’tir. Cadı, bu cevaptan hoşlanmaz ve kızı öldürmeye çalışır. Fakat her masalın sonunda olduğu gibi kötüler kaybeder, iyiler kazanır.


Aynanın dinler tarihinde uzun bir geçmişi olduğu söylenebilir. Antik Çağlar’dan günümüze ayna gizemli ve büyüleyici olarak bilinmiş. Metal veya camdan yapılan ayna, tarihsel süreçte yapılış bakımından farklılık gösterse de işlevi açısından her zaman önemini korumuş.


İskender’in Aynası efsanesinde, ayine-i alem-nüma, yani cihanı gösteren ayna olarak da geçen bu ayna hakkında çeşitli rivayetlere rastlanır. İskender, İskenderiye şehrini kurduğunda orada bulunan alimlerden Belinas, Hermis ve Valines bir ayna yapmış ve yüksek bir yere koymuşlardı. Rivayete göre İskenderiye’ye doğru seyretmekte olan gemiler daha 1 aylık yolda iken bile bu aynadan görülebilir, gelen düşman gemisi ise bu aynadan güneş yansıtılarak yakılabilirdi.
Ayna, büyük düşünce adamı ve şair Mevlâna için her zaman önemli bir anlam teşkil etmiştir. Hikayelerinde ayna metaforunu sıklıkla kullanmış, böylelikle güzel anlatılarını ve düşüncelerini benzetmelerle süslemiştir. “Aynalar türlü türlüdür.

Yüzünü görmek isteyen cama bakar. Özünü görmek isteyen cana bakar “ diyen Mevlana’nın aynadan bahsederek Mesnevi adlı eserinde kaleme aldığı bir hikâyeyi de sizlerle paylaşmak isterim.
Toprak, aynaya dedi ki:
- “Ey ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim baksa sana, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!”
Ayna toprağa şöyle cevap verdi:
- “Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmez misin ki, ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa ki sen, sana bakanların yarınından haber verirsin…” dedi.
Bu cevaptan toprak hoşlanmış olsa da tekrar aynaya sordu:
- “Ey ayna! Belli ki beni rahatlatmak içindir bu sözlerin. Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”
Ayna toprağın bu sözleri karşısında acı bir gülümseyişle şunları söyledi ona:
- “Merak etme Toprak Ana! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, gün olup dönecektir hep sana…”


Müslümanlar avuç ayalarını kendilerine doğrultarak dua ederler. Bir düşünceye göre bu, kendine dua etmek, kendi aynasına bakarak aynanın ötesinde bulunan özüne dua etmek anlamına geliyor. Her kültürde farklı anlamlar yüklenen ayna, Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda kurtarıcılık özelliğiyle ön plana çıkan bir motiftir. Bu destana göre Gılgamış ölümsüzlük iksirini bulmak için yola çıktığında Gemici Urşanabi’ye rastlar. Yanlış yolda olduğunu söyleyen Urşanabi, Gılgamış’a ormana geri dönmesini ve orada yüz yirmi küreği kesip meme şeklinde bir ayna yaparak, kendisine geri getirmesini ister. Bunun üzerine Gılgamış ormana gider ve Urşanabi’nin dediği şekilde aynayı yaparak ona verir. Böylece ikisi gemide bu aynayı kullanarak fırtınalı sularla boğuşurlar. Gemide kullanılan bu kürekler, meme biçimindeki aynalar olarak tasvir edilir. Bunlar güçlü kürekler olduğu için geminin suda yürütülmesinde işlevseldir. Dolayısıyla Sümer mitolojisinde ayna, Gılgamış’ın doğru yola koyulmasında önemli rol oynayan bir araç olarak betimlenir.


Ayna, Sümerlerde olduğu gibi Yunanlılarda da değerli bir nesnedir. Yunan mitolojisinde ayna sembolizmi bağlamında üzerinde durulan mitolojik kahramanlardan biri Narkissos’tur. Bu mitosa göre Narkissos’un uzun ömürlü olması için kendisini asla görmemesi gerekir. On altı yaşına geldiğinde o kadar alımlı ve güzel olur ki gören herkes ona âşık olur. Narkissos, bu durum karşısında kimseye aldırmaz. Bir gün Ekho adında bir peri Narkissos’u görür ve ona âşık olur. Fakat Ekho, aşkına karşılık bulamaz. Ekho’nun Narkissos’a seslenişi bir yankı olarak kendisine geri döner. Zamanla Ekho, üzüntüden zayıflar. Bir gün Narkissos avlanıp yorulduğu için berrak, sessiz ve güzel bir pınarın kenarına oturur. Sıcaktan bunalan Narkissos, su içmek için pınara eğilince kendi yansımasını görür ve ona âşık olur. Günlerce pınarın başında öylece kendisini seyredip durur. Uzaktan Narkissos’un günden güne eridiğini gören Ekho, bu duruma çok üzülür. Mitosa göre kehanet gerçekleşir. Böylece Narkissos suda kendini gördüğü için hayatını kaybeder. Bu durumu görüp Narkissos’a acıyan periler, onun bedenini yakmak için odun toplamaya gider. Fakat geri döndüklerinde Narkissos’un vücudunun yerine bir çiçek bulurlar. Onun bedeni, bugün Nergiz adıyla bilinen Narkissos çiçeğine dönüşmüştür bu mitosta su, bir ayna işlevini görmüştür. O, Narkissos’un kendini görmesini sağlamıştır. Fakat bir ayna olarak suyun gösterdiği görüntü, Narkissos’un hayatına mal olmuştur.
Yunan mitolojisinde ayna bağlamında tıpkı Narkissos’ta olduğu gibi bugün Ege Bölgesi’nde Bodrum’da anlatılan önemli bir mitos vardır. Anlatıya göre Afrodit ile Hermes’in bir oğlu olur ve ona kendi isimlerini taşıması için Hermafrodit ismini verirler. O, on beş yaşına gelince yakışıklı ve alımlı bir erkek olur. Yerinde duramayan bu genç “Salmakis” adı verilen yere gelir. Bugün Bodrum’da “Bardakçı” diye anılan bu koyda güzel bir kızla karşılaşır. Bir su perisi olan Salmakis, burada gün boyu yüzer, uzun saçlarını tarar ve öylece tüm vaktini geçirir. Salmakis tıpkı Narkissos gibi bu koyun berrak suyunda sürekli güzelliğine bakar ve kendine hayran kalır. Su, onun için güzelliğini yansıtan bir ayna işlevini görür. Salmakis ve Hermafrodit birbirlerini görünce âşık olurlar. Kavuşmaları için tanrılara dua ederler. Salmakis, Hermafrodit’e sıkıca sarılınca ikisinin gövdesi tek beden haline dönüşür. Böylece bu beden ne erkek ne de dişi olur; fakat aynı zamanda o hem erkek hem de dişi olur. Batı’da Hermafrodit ismine yüklenen bir anlam da buradan gelmektedir. Ayna, bu mitosta estetiği gösteren işlevsel bir araç olarak ön plana çıkmıştır. Ayrıca Hermafrodit’i metamorfoza uğratması nedeniyle ayna bu mitosta bir dönüşüm simgesi olarak da yorumlanabilir.


Ama aynayı bir de ışık olarak düşünelim. Işığı da bilgi. Bilgimiz arttıkça ki, bu sadece okumakla olacak şey değildir, ışığımız parlayacaktır. Hepimiz çevremize kendi pırıltımız kadar aydınlık verebiliriz, bu da ışığı bizden zayıf olanların bu ışığı takip etmesi için ve karanlığın aydınlanması için gereklidir. Böylece ışığımız arttıkça daha güçlü ışıkların peşine düşebiliriz.


Hiç kuşkusuz ışık taşıyan eller her zaman değişecektir ama taşınan ışık aynı kalacaktır. Burada amaç her zaman ışığa ulaşmak olmalıdır, kişiye değil. Biz sadece o kişilerin taşıdıkları karanlığı yok eden ışığa, bilgiye bakıp yansımalarında kendimizi bulup aynı ışığı kendi çapımız kadar taşıma onuruna ulaşma hedefine yürümeliyiz.


Ayna hem estetik hem de gizemlidir. Estetik oluşu insanları kendisine hayran bırakırken, gizemli oluşu insanlara korku vermektedir. İnsanın ruhu kendisini yüzü aracılığıyla dışa vurur. Yüz, ruhun kapısıdır. Başka bir deyişle biçim, özün aynasıdır. Bu yüzdendir ki insanlar her gün mutlaka aynaya bakarlar. Yani yüzlerine yansıyan ruh hallerini bu yansıda görürler. Bazı insanlar her ne kadar fiziki özelliklerin çok önemli olmadığını düşünse de yine de aynaya bakmaktan kendilerini alamazlar. Çünkü ayna, insana kendisini hatırlatır. İnsan, toplumsal bir varlıktır. Beğenilmek ister. Bakılmak, hoşlanılmak, alkışlanmak insanın gururunu okşayan şeylerdir. Ayna bu anlamda insanın toplumla uzlaşmasında ve insanın toplumda kendisini güvende hissetmesinde ona yardımcı olan bir araçtır.


Baktığı şeyde insanın kendisini görmesi onun için bir özgüven meselesidir. Bu özgüven tarihin şafağından günümüze bazen su bazen de ayna aracılığıyla olmuştur. İlkelinden medenisine bütün insanlar camdan kendine bakarak mutlu olmaya çalışmıştır. Çoğunlukla insanlar kendisini aynada güzel görmüştür. Aynaya yansıyan yüzlerini beğenmeyenler ise birtakım malzemelerle kusurlarını örtmeye çalışmıştır. Çünkü insan doğası güzele yatkındır. O, çirkinlikten kaçar. Hatta kendini beğenme duygusunu abartanlar vardır. Onlar için dev aynasında kendini görmek deyimi kullanılır. Bütün değerini bedenine odaklayanlar, bu hataya daha fazla düşer. Bazı insanlar da tam tersi olarak hilkat garibesi olduklarını düşünür. Bunlar için kendilerini aynada görmek katlanılır bir durum değildir. Aslında bunlar da bütün odaklarını veya değerlerini bedenleri üzerine kuran kişilerdir.


Ayna güzelliğe atıf yaptığı kadar bazı insanlar için de korkuyu ifade eder. Onun ölümü çağrıştırdığı düşünülür. Bu da yaşayanlar için bir huzursuzluk kaynağıdır. Bazı toplumlarda gece vakti aynadan uzak durulmasının temel sebebi de bu olsa gerektir. Karanlık yerlerde bakılmaktan korkulan ayna, bazen de güç simgesi olabilmektedir. Çoğu tanrı, tanrıça ve kral için o, gücü ve şansı simgelemiştir. Eski Mısır’dan Hint’e, oradan Çin’e kadar birçok tapınakta ayna simgesine kolaylıkla rastlanabilir. Tapınaklarda kendisine kutsal bir sembol olarak yer bulan ayna genellikle ay veya güneşle ilişkilendirilmiştir. Çünkü bu iki öge parlaktır, göktedir ve bir yüceliğe sahiptir. Bu çerçevede iktidarı elinde bulunduranların ayna sembolünü kullanması yaygın bir gelenektir.


Ayna birçok özelliğe vurgu yapsa da onun en belirgin özelliği kişiye kendisini göstermesidir. İnsan için bir eleştiri aracı olarak kullanılabilen ayna, kişiye veya topluma iyisi ve kötüsüyle ne varsa her şeyi olduğu gibi gösterir. Bütün bu özellikler bir arada düşünüldüğünde aynanın icadının ve insanlar için değerinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. İnsanlık serüveninde kendini bir ifade etme aracı olarak ayna bu değerinden ötürü hem mitoslara hem de inanç sistemlerine konu olmuştur.


Bugün dünyanın birçok bölgesinde ayna, farklı biçim ve yapılarla her eve girmiştir. O, dinsel veya seküler birçok mekânda kendine yer bulmuştur. İnsanlar her gün ona bir ibadeti icra eder gibi bakmayı ihmal etmemektedir. Aynaya bakmadan dışarı çıkmak başta kadınlar olmak üzere birçok kişi için yapılmış büyük bir hata olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede ayna, ifade ettiği koruyuculuk, kurtarıcılık, ebedilik, güzellik ve gizemlilik gibi vasıflarıyla geçmişte olduğu gibi gelecekte de insanların ilgisini çekmeye devam edecektir.


“Aynalar bakmayın düşman gibi yüzüme” der ya şair.
Ya da der ya Cahit Sıtkı 35 Yaş Şiirinde:
“Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”
Oysa masumdur aynalar, bir tek onlar masumdur.


Gönül aynaya benzetilir. Gönlün insana iyi, doğru ve güzeli gösterebilmesi için düzgün, pürüzsüz ve tertemiz olması gerekir. Gönül aynası eğri, pürüzlü, kirli ve paslı olursa hakikati göstermez…


Necip Fazıl;
“Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.” derken; Aynalar “onun” günahlarıyla doludur. Günah “kara”dır. Bu karalıktan aynalar “bir zindan”a dönüşmüştür. Hiç kimse bilmese bile aynalar bilmektedir, her işinde aynalara yakalanmakta ve acı duymaktadır. Artık “aynalar” onu günlük, sıradan ve onaylamadığı şeylerden alıkoymaktadır.


Birçok eserinde aynalardan bahseden Ahmet Hamdi Tanpınar ise “Aynalar” şiirinde:
“Bizden iyi tanır aynalar bizi…
O vefalı kalbe benzer ki onlar,
Bir küçük vesile maziye yollar.
Mazi, bir akşamın penceresinden
Kalplerde, gözlerde yaş seyredilen
O uzak ve hasret ışıklı fecir,
Ümitsiz ruhuna son tesellidir.” der.
Cahit Sıtkı yine “Bir Lahzam” adlı şiirinde:
“Aynadaki aksim, gölgem, bir de ben.
Var mıdır, yok mudur onlar sahiden?
Aşina değiller çektiklerime;
İçlerinden biri gelse yerime.” derken ne hissediyor olabilirdi?


Sadece şiirde değil, tasavvufun nazariyatında da vahdet-i vücud, eşyanın ve insanın mahiyeti, yaratılış ve tecelli gibi kavramlar izah edilirken ayna sembolü kullanılmıştır. Mistisizmin özünü ifade etmeye en uygunu ve aynı zamanda temelinde irfani (gnostik) veya aklî özelliğe sahip olanı ayna simgesidir. Ayna manevi tefekkürün en dolaysız simgesidir; çünkü öznenin ve nesnenin birliğini temsil eder.


Varlıklar aleminin çokluk, zıtlık ve çelişmeler şeklinde belirmesi, vahdetin kavranması ve anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu duruma Mevlânâ, Mesnevi’de bir ayna temsiliyle örnek verir. Birisinin, Hz. Yusuf’u ziyarete giderken ona, hediye olarak ayna götürdüğü ve “Senin güzelliğine layık bir şey bulamadım; aynaya bakıp kendi güzelliğini gördükçe beni de hatırlarsın” dediği anlatıldıktan sonra Mevlânâ şunları söylüyor. “Varlığın aynası nedir? Yokluk. Varlık yoklukta görülebilir; zenginler yoksula cömertlikte bulunabilirler. Bir yerde yokluk, noksan var mı, orası, bütün sanatların hünerlerin aynasıdır. Noksanlar olgunluğun aynasıdır. Gerçekten de zıddı meydana çıkaran onun zıddı olan şeydir…”


“Bir rütbede aldı beni ‘aşk-ı dildâr
Mahv oldu hayal ü nazarımdan ağyâr
Bir yerde bu efkâr ile kendim bulamam
Âyîneye baksam görünür sûret-i yâr” derken
Galip’in, bu rubâisi, âyîne sözcüğüne gerçek manada ayna, alem, insanın kendisi ve gönlü anlamları verilerek yorumlanabilir.


Hz. Ali’nin “Sen kendini küçük bir varlık zannedersin, hâlbuki en büyük âlem sende gizlidir.” sözünden de anlaşılacağı gibi gönül, insanın ruhi faaliyetlerinin merkezidir. Bu manada ilahi tecelli sebebiyle bütün hakikatlerin sahibi olabilmenin ve kemaliyete ermenin bir sırrı da işte tam buradadır.


Aynasında kendi noksanını görenin olgunlaşmaya ve aydınlanmaya koşa koşa gidebilmesi ve hepimizin kendi aynasını bulabilmesi dileğiyle…


Av. Suat ŞİMŞEK


KAYNAKÇA
ADAM, Baki ve Katar Mehmet, (2005). Dinler Tarihi, Eskişehir: AÖF Yayınları.
AKBAY, Okan Haluk (2014). Kojiki, Japon Mitolojisine Bir Yolculuk, Konya: Çizgi Kitabevi.
Hayvan ve Şaman, Orta Asya’nın Antik Dinleri, Nevin Şahin, İstanbul: Hil Yayınları.
BAYAT, Fuzuli (2005). Mitolojiye Giriş, Çorum: Karam Yayınları.
Antik Dünya ve Geleneksel Toplumlarda Dinler ve Mitolojiler Sözlüğü, Levent Yılmaz, Ankara: Dost Yayınları.
“Gök ve Yeryüzü”, Antik Dünya ve Geleneksel Toplumlarda Dinler ve Mitolojiler Sözlüğü
Burckhard, Titus, 1997, Aklın Aynası (Geleneksel Bilim ve Kutsal Üzerine Denemeler), Çev. Volkan Ersoy, İnsan Yay. İstanbul.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.