Tüketmek Yok Etmektir


Melek Sakaloğlu

Melek Sakaloğlu

Okunma 05 Şubat 2016, 14:08

 Sonu gelmez ihtiyaçlar, bitmek bilmeyen almak hırsı, toplumun her kesiminde kendini göstermektedir. Tüketime dayalı yaşam şekli, toplum grubu fark etmeksizin; toplumun her yaştan bireyinde etkili olmaya devam etmektedir.

19. yüzyılda batıda başlayan endüstri devrimi ile tüketime dayalı yaşamın da temelleri atılmış oldu. Üretimdeki bu farklı değişiklik toplumun her katmanını etkilemiş; hem ekonomik hem de sosyo-kültürel değişikliklerin de zeminini oluşturmuştur. Endüstri devrimi ile beraber modern toplum oluşmuştur. Bireycilik ve akılcılık düşünce akımını oluşturan modern kültür, sonrasında yerini post-modern kültüre bırakmıştır.

Post-modern kültür ya da diğer bir ifadeyle popüler kültür modern kültüre karşı doğmuştur ve bu tüketim toplumunun bugün tam da içinde bulunduğu durum demektir. Tamamen tüketime dayalı yaşam şekilleri yüzünden artık günümüzde bir şeyin işe yarar olup olmadığının pek de bir önemi kalmamıştır.

Bol Çeşit İle Gelen Savurganlık

Günümüzdeki imkânları geçmiş yaşamlardaki olanaklara göre kıyaslarsak eğer kuşkusuz her şeyin çok bol olduğu bir zaman diliminde yaşadığımız aşikârdır. Yediğimiz yiyeceklerin çeşitliliğinden tutun da alabildiğimiz kıyafet ve kişisel ihtiyaçlarımız olsun son derece geniş bir ürün yelpazesi içindeyiz. Sadece bu da değil daha lüks bir tüketim olan araç ve yaşam mekânımız konut için de artık daha iyi imkânlara sahibiz. İnsanoğlu bu kadar çeşitli imkânların içinde ne yazık ki tüketime dayalı yaşamın esiri olmuş durumdadır. Kapitalizmin bir diğer etkisi de tüketime dayalı bir toplum inşa etmekti ve sonunda bunu da başarmıştır. Bu gün tüketime yönlendirmede en etkili silahlar kitle iletişim araçlarıdır. Günümüzde artık teknoloji cebimize kadar girmiş olup, bu tüketime teşvik dalgasından kaçış imkânsızlaşmıştır. Durum böyle olunca da toplumları tüketime sevk etmekte bir o kadar kolaylaşmıştır.

Artık ihtiyaçtan çok istekler ön planda olmaktadır. ‘İstedim-aldım, benden kıymetli mi?’ düşünce tarzı özellikle tüketime çok güçlü bir dayanak oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra gençler arasındaki marka bağımlılığı bir ürünü gerçek değerinden yüzlerce kat daha fazlasına satılmasına olanak vermekte ve tüketicinin cebinden boşu boşuna daha fazla para çıkmaktadır. Marka çılgınlığı da dediğimiz bu psikolojik durumda ortaya tamiri zor davranış durumlarını çıkarmaktadır. Alınabileceklerin çeşitliliği, üretimin artması ile gelen alım gücündeki ferahlama bu gün savurganlıkla iç içe yaşayan bir toplum modeli oluşturmuş popüler kültür adı altında yeni bir kültürel yapı belirlemiştir.

Tüketimin Kontrol Ettiği Günümüz İnsanı

Sosyolog Jean Baudrillard’ın saptamasına göre, günümüzde insanlar yaşamlarını, her alanda çoğaltılan hizmetlerin, üretimin, nesnelerin artmasıyla oluşan bu tüketim çılgınlığının içinde aslında bir esaret altında yaşamaktadır. Seri üretimin artması ile üretilenlerin, yine aynı şekilde tüketilmesi için bu gün çeşitli yollar denenmekte, insanlar tüketime gereğinden fazla sevk edilmektedir. Böylece insanoğlu farkında olmadan bu tüketim esaretinin içinde hem zamanını hem de emeğini harcayıp gitmektedir.

Türkiye’de 80’li yıllardan sonra ivme kazanan tüketime dayalı yaşam her geçen gün daha da tehlikeli bir boyuta uzanmaktadır. Önemli olanın artık almak olduğunu insanların beyinlerine kazımaya çalışan bu kapitalist yaklaşım sonunda şu an pek çok kişinin sayısını bile unuttuğu kıyafet, ayakkabı, aksesuar vb. birçok eşya evinin bir köşesinde kullanılmadan çöpe atılacağı günü beklemektedir. Artık günümüzde önemli olan gösteriştir. O yüzden de alınan şey her ne ise işe yarayıp-yaramadığı veya ihtiyaç olup-olmadığından ziyade çevre üzerinde gösterişe müsait mi, marka değeri nedir gibi durumlar daha önemli hale geldi. Jean Baudrillard’a göre kitle iletişim araçları ile sağlanan bu tüketime teşvik aslında gerçek gibi görünen bir simülasyon yani yanılsamadır.

Tüketmek Yok Eder

Çağımızın salgın hastalığı tüketim ne yazık ki sadece para ile satın alınan maddi varlıkları değil, satın alınamayan manevi duyguları da tüketmeye başlamıştır. Gösterişe dayalı yaşam tarzları sonucunda duygusuz, sevgisiz nesiller yetişmektedir. Toplum içindeki ikili ilişkilerde (ister akrabalık, isterse iş çevresi ve arkadaş çevresi olsun) artık karşılıklı çıkar o ilişkinin yürümesi açısından oldukça önemlidir. Yeni düşünce yapısı karşındaki kişinin sana ne kadar çıkar sağlayıp sağlayamadığı üzerine kuruludur. Artık karşılık beklemeden yapılan yardımlaşmalar kaba tabiriyle “enayilik” olarak nitelendirilmekte zaten bu yapıdaki insanlar da popülerliğini günden güne yitirmektedir. Gelişen teknoloji, alım gücünün artması ve refah bir hayata imkân sunan hayat standartları bizleri birçok şeyin sahibi yaparken, heybemizdeki insanlığımızın içini boşaltmaya da devam ekmektedir. Dostluk-yakın arkadaşlık kavramlarının içi zamanın getirdiği yeni moda kelimelerle doldurulmakta, hal hatır kavramı yok olmaktadır. Bu sistemin en belirgin örneği ise; çok iyi arkadaş olduğunuzu düşündüğünüz bir kişinin yaşadığınız olumsuz bir olay karşısında çok çabuk farklı birine dönüştüğünü görmemizdir. Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz.  Kısacası popüler kültür ismi renkli ama salgıladığı hastalık iç karartıcıdır.

Dünyadaki Kaynaklar da Tükeniyor

Tüketmeyi yok etmek olarak algılayan insanoğlu sonunda dünya gezegeninin de ömrünü kısaltmayı başarmıştır. Endüstri devrimi ile başlayan üretime dayalı ekonomik sistem; bazı açgözlü firmaların orantısız ve plansız üretmesi sebebiyle dünyanın kaynaklarına zarar vermiştir. Ozon tabakası delinmiş, buzullar erimeye başlamıştır. Temiz su kaynaklarının günden güne tükendiği gezegenimizde gıda stoklarının da bu şekildeki hızlı bir nüfus artışında ülkemizde dahi en fazla 50 sene daha yeterli olacağı yönündedir. Şu an dünyadaki fakir ülkelerde; özellikle de Afrika’da temiz su neredeyse yok denecek kadar azdır. Temiz suya ulaşmak için en az 1 km yol yürümek zorunda kalan insanların buldukları bulanık su, bizim için bulanık fakat onlar için temiz su vasfındadır. Bu sebeple yeterli ve hijyenik beslenemeyen bu coğrafyadaki insanlar bin bir türlü hastalıkla baş etmek zorunda kalmışlardır. Şu an bizler ülkemizde, Afrika’da yaşayan insanları düşünmeden ölçüsüzce tüketmeye devam ediyor, bu eşitsiz denge ile temiz su bile bulamayan milyarlarca insana farkında olmadan çok büyük haksızlık yapıyoruz.

Sonunda İnsanoğlu Kendini Tüketiyor ve Onarmaya Çalışıyor

Her şey o kadar hızlı bitiyor ve cazibesini o kadar çabuk kaybediyor ki sonunda bizler de tükeniyoruz. Ve bunun adına da ‘Tükenmişlik Sendromu’ ismini veriyor doktorlar. Tıpta tükenmişlik sendromunun tanımı; ‘karşılıklı çalışılan meslek gruplarında bireylerin duygusal açıdan kendilerini tüketmiş hissetmeleri ile işlerinin gereği karşılaştıkları insanlara karşı hissizleşme ve duyarsızlaşma ve ayrıca kişisel olarak da başarı duygularında görülen azalma’ olarak geçiyor. Özetle bizler hayatı kendimize zehir etmekte, tüketmek ile eş değer zamanımızı da bonkörce harcamaktayız.

En kötüsü de tükettiklerimizi yerine koymaya çalışırken sergilediğimiz davranışlardır. Jean Baudrillard bu durumu; ‘Tarihte aynı olayların iki defa vuku bulduğu olur. Birincisinde bu olaylar gerçek bir tarihi değere sahipken, ikincisi birincisinin karikatürüdür ve grotesk bir serüvendir.’ şeklinde açıklamıştır.

 Bu tespit gösteriyor ki günümüzde insanoğlu tükettiği değerleri, gerçek olmayan suni değerlerle telafi etmeye çalışmaktadır. Tükettiğimiz doğayı yapay park ve bahçelerle, kirlettiğimiz denizleri temizleme çabaları ile yitirdiğimiz insanlığımızı da eğitim sistemine getirilen yeniliklerle ve uzman yardımları ile çözmeye çalışmaktayız. Aslında insanoğlu telafi etmeye çalışırken de yine tüketmeye devam etmektedir. Umarım bonkörce tükettiğimiz değerlerimizi yerine koyarken geç kalmış olmayız, zira yaşayacağımız pişmanlığın ve geç kalmamızın her hangi bir telafisi de olmayacaktır.

Bu tüketim çılgınlığı ile nasıl başa çıkabiliriz? Bireysel ve toplumsal ne gibi önlemler alınabilir? Bunu bir sonraki yazımda paylaşacağım. Sevgiyle kalın…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.