Ortak Akılla Bütünsel Faydayı Üretmek


Erol Harbi

Erol Harbi

Okunma 25 Haziran 2015, 16:53

Opak Lens Yönetim Kurulu Başkanı
Erol Harbi’nin Kaleminden
“Sektöre Bakış, Sektöre Sesleniş”

Bölüm 3:
Ortak Akılla Bütünsel Faydayı Üretmek


Bölüm 1: Değişen Dünya

Bölüm 2: Optometri Nedir, Ne Değildir?

Saygıdeğer Optik Gazete Okuyucuları,

Geçen hafta optometriyle ilgili yazımda, mümkün olan her yönden tablonun bütününe bakmaya çalışmış ve görüşlerimi sizinle paylaşmıştım. Yazıyı da Türkiye’ye optometrinin gelmesi kimin işine yarayacak sorusuyla bitirmiştim.

Bu yazımda da aynı konuya başka bir açıdan yaklaşarak, “Optometri Türkiye’de uygulanabilir mi?” sorusuna sizlerle birlikte cevap arayarak devam etmek istiyorum. Bu arayışı da farklı ülkelerde optometri nasıl uygulanıyor incelemesine dayandırarak sürdüreceğim.

*****

Başlamadan önce küçük bir es vererek, bu yazılarla amacımın ne olduğuna açıklık getirmek isterim.

Her görüşe saygım var. Kişilerin ya da kurumların ekonomik anlamda kendi varlıklarını sürdürmelerini ve gelişmelerini sağlayacak konuları desteklemesini de son derece anlayışla karşılıyorum. Ancak bu yönde çalışırken, bir yandan da etik olarak bütünün hayrını da gözetmek gerekir diye düşünüyorum.

Benim işime çok yarayacak bir şey halkın sağlığını tehlikeye atıyorsa, sektörün dinamiklerini bozarak çoğunluğu zarara uğratıyorsa burada sadece kendimi düşünerek hareket etmemem gerekir. Öncelikle etik olarak bu şekilde davranırım. Ayrıca benim yararıma olan bir şey, bütüne zarar veriyorsa, bunun uzun vadede bana da zarar vereceğine inanıyorum. Çünkü ben de o bütünün ayrılmaz bir parçasıyım.

Burada önemli olan “ortak akıl”ı hep birlikte hedeflememiz gerektiğidir!

Bir resme nereden baktığınıza bağlı olarak o resmin görüntüsü değişir. O yüzden bir konu 360 derecelik bir bakış açısıyla incelendiğinde daha etkin bir sonuca ulaşılabilir.

İkinci yazımda ekonomik açıdan optometrinin dengeleri nasıl bozabileceğine, yanlış uygulamaların halk sağlığına ne tür etkilerde bulunacağına ilişkin gözlemlerimi aktarmıştım. Bu yazı dizisiyle amacım, yorumları da göz önüne alarak, farklı görüşlerin bir araya gelerek oluşturduğu ortak aklı bulmak ve birlik içinde uygulamanın yolunu açmaktır. Böylelikle bir sektör mensubu olarak üzerime düşen görevi ifa edeceğime inanıyorum.

Kişisel ya da bir zümrenin faydasından ziyade, toplum yararına ve sektörün gelişimine katkıyı gözetiyoruz. Bunun yanında çözümleri birlikte keşfetmeyi ve günışığına ulaşma hedefiyle sektörün bütün aktörlerinin küçük bir mum yakmasını arzuluyoruz.  

 

Zaten etraf karanlık, gözlerimizi kapayıp “herkes yapmış, biz de yapalım” dememeliyiz. Sektöre etki eden olumsuz faktörleri de fark ederek, bunları devre dışı bırakmak üzere iletişime geçmeliyiz! Bu sebeplerle, irdelediğim konulardan herkesi faydalanmasına ve birlikte yol almamıza önem vermekteyim.

Bu kapsamda şu anda, bu yazılara cevaben gelen yorumların çok daha fazlası beni telefonla bizzat arayan sektör mensuplarından gelmektedir. Ayrıca, Optik Gazete’yi arayan birçok kişi değerli görülerini bizlerle paylaşmaktadır.

Bildirilen görüşleri kesinlikle olumlu ya da olumsuz, ya da taraf ya da karşı taraf  diye ayırmıyorum. Çünkü, bence her görüş değerlidir ve bütünün içinde destekleyicidir. Bir konu düşünülüyorsa vardır ve dile getirilmesi önemlidir. Yeter ki seviyeli ve tartışmaya açık bir şekilde aktarılsın.

Bir önceki yazımda optometrinin getirebileceği sorunların altını çizmemin nedeninin bazı kişiler tarafından yanlış anlaşıldığını da duydum. Bu yazılarımın, optometri uygulamasının, yönetiminde bulunduğum Opak Lens A.Ş.’nin yararına olmamasından kaynaklandığı kanaatinde olanlar olabilir. Oysa durumun bunun tam tersi olduğunu söylemeliyim. Çünkü, bugün en geniş ürün çeşidi ile, Türkiye’nin en yaygın kontak lens dağıtım ağına sahip olan Opak Lens, optometrinin gelmesinden olumlu anlamda etkilenecek kurumların başında gelmektedir.

Bunu somut veriler üzerinden daha iyi açıklayabilirim. Şöyle ki,

Üç farklı yapıdaki Avrupa ülkesinde yapılan göz muayenelerinin karşılaştırmalı analizini sunan Wasem Raporu’nda kontak lens satışına ilişkin bir tablo yer almaktadır. Birazdan detaylandıracağız ama kısaca özetlersek, Fransa, Almanya ve İngiltere göz muayenelerinin yapılanması konusunda birbirlerine benzemeyen yapılarıyla, üç model olarak seçildiği ve incelemeye tabi tutulduğu görülmektedir.

Fransa’da göz muayenesini, göz uzmanı doktorlar yaparken, İngiltere’de tam zıddı olarak bu işi tamamen optometristler yapmaktadır. Almanya’daki sistem ise ikisinin bir karışımı şeklinde gerçekleşmekte; hem göz doktoru hem de optometristler tarafından göz muayenesinin yapılmakta olduğu görülmektedir.

Bu üç ülkede yapılan inceleme sonucunda yayınlanan bu raporda, kontak lens satışındaki rakamlar son derece çarpıcıdır! Fransa’da oftalmolojik optik pazarında kontak lensin cirosal payı %7.2 iken, Almanya’da % 7.4’tür. Bu oran İngiltere’de ise % 28.7’dir. Diğer bir ifadeyle, optometrinin olduğu ülkede (İngiltere’de) kontak lens pazarının, tam 7 kat büyümüş olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur!

Bu tabloya dikkatle bakıldığında optometri hakkındaki görüşlerimin bireysel kazancımın ötesinde bütünsel bir yaklaşımdan kaynaklandığının, artık açıkça görüleceği inancındayım.

İkinci önemli nokta da şudur: Karşı durduğum şey optometri değil. Karşı durduğum şey, belirli bir zümrenin ekonomik kazancı için optometrinin kurtarıcı gibi sunulması ve sektörün dinamiklerini bozacak şekilde uygulanacak olmasıdır. Bu yazıları da yapılan çalışmaların net olarak görünmesini ve ortak akla ulaşmayı sağlamak için yazmaktayım.

Sadece optometri konusunda da değil, tüm optisyenlik sektörünü ilgilendiren sorunlar konusunda da yazacağım. Başta da belirttiğim gibi halkın göz sağlığı ve optik sektörünün bütünsel kazanımı konusunda taraflılığımı hep koruyarak yazmayı taahhüt ediyorum.

Bu arada sizlerden gelen görüş ve yorumları da ele alarak yazı dizisinin sonunda çözüm önerilerini de aktarıyor olacağım. Bu yüzden görüşlerinizi yazmanız, bildirmeniz bizim açımızdan çok önemli.

*****

Ve yazımıza kaldığımız yerden devam edelim.

Dünyada optometri nasıl uygulanıyor?

Optometrinin uygulanışında ve eğitiminde belli bir standart bulunmamaktadır. Farklı kıtalarda bulunan dünya ülkeleri arasında bir benzerlik olmadığı gibi, Amerika kıtasındaki ülkeler, Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin kendi arasında da standartlar henüz oluşmamıştır.

Optometrist dediğimiz zaman bu unvanla çalışanların her ülkedeki yetki ve sorumlulukları değişmektedir. Bu arada ben sadece optometrist ünvanını kullanıyorum, ama aslında dünyanın çeşitli ülkelerinde aynı yetki ve sorumluluklar ya da genişletilmiş ya da sınırlandırılmış yetki ve sorumluluklar için farklı isimler kullanılmaktadır. Hatta optometri doktoru (OD) unvanının kullanıldığı ülkeler bile bulunmaktadır.

Yapılan işin tanımı, yetki ve sorumlulukların farklılıklar içermesinin yanı sıra optometristlerin eğitim süreleri ve onlara eğitim veren kurumların niteliği de değişmektedir. Bazı ülkelerde eğitimin ardından diploma alabilmek için ayrıca yeterlilik sınavı da gerekiyor. Tıp eğitiminde şart olan eğitimin sürekliliğinin sağlanması ise optometri alanında çok az ülkede regülasyonlarla belirlenmiş durumda.

Örneğin, bir kişinin İngiltere’de optometrist olması için 3 yıl eğitim alıp, üzerine 1 yıl staj yapması ve bir sınavı geçmesi gerekirken; birçok başka ülkede bu süre 4 senelik lisans eğitimiyle tamamlanabiliyor. Amerika’da optometri doktoru olmak için 4 yıllık eğitim yeterli görülürken, Avusturalya’da optometri doktoru olmak için 4 yıllık eğitimin üzerine lisansüstü eğitim de gerekiyor.

Uygulama alanlarının da ülkeden ülkeye değiştiğini önceki yazımda belirtmiştim. Kimi ülkede optometristler yalnızca refraksiyon muayenesi yaparak reçete yazabilirken; kimi ülkelerde diğer göz hastalıklarının da muayenesini yapabiliyor. Bazı ülkelerde ilaç kullanımı teşhis için geçerli iken, bazı ülkelerde tedavi amaçlı da kullanılabiliyor.

*****

Uzun lafın kısası, optometri incelemem sırasında bunlardan hangisi halkımızın sağlığını tehlikeye atmadan, daha fazla hastaya hizmet verme sorunsalımıza çözüm sunar, aynı zamanda da optik sektörü olarak bizim reçete sorunlarımıza cevap verir diye baktığımda maalesef Türkiye’ye birebir uygulanabilecek bir model bulamadığımı söyleyebilirim.

Üstelik araştırmam esnasında, bazı ülkelerde komplikasyonların çok olması sebebiyle göz doktorlarının ciddi şikayet başvuruları olduğunu da gördüm. Göz doktorları tarafından optometristlerin yanlış uygulamaları hakkında açılmış birçok dava sözkonusu ve bir o kadar hastanın da mahkemeye gitmediğini düşündüğümüzde ortaya vahim bir sonucun çıkacağını görmezden gelemeyiz. Hele ülkemizi bir düşünün! Bir doktor, başka bir doktorun yazdığı reçeteyi yanlış buluyorken, farklı meslek gruplarında olan kişiler arasındaki teşhis farklılıklarında sonuç nasıl olur? Tabi bu durum da olan ne yazık ki olan arada kalan hastalara olur!

Bu ülkelerde, tekrar geriye dönüp yapılan yanlış uygulamaların düzenlenmesine çalışılıyor olması bize örnek teşkil etmelidir. En baştan doğrusunu yapabilme olanağımız varken bunu göz ardı etmemeliyiz.

Bu durumda ortak akıl yürüterek bütünsele fayda sağlamak üzere, kendi modelimizi kendimiz kurmaya ne dersiniz?

Ülkemizde bu işi en doğru şekilde yürütmek için en doğru eğitim sistemi nasıl düzenlenmelidir? Staj ve sürekli gelişim olanakları neler olmalıdır?

Bu konuda şu anda yetki ve sorumluluğu taşıyan oftalmolojistler ne düşünmektedir? Madem refraksiyon muayenesi ve reçete işini, göz hastalıkları muayenesi ve tedavisinden ayırarak hastalara daha çok hizmet vermek istiyoruz, burada tıp temelli bir ara kademe yaratılamaz mı?

Örneğin 5 senelik tıp eğitimi yapmış bir kişi, 1 yıllık bir optometrik muayene pratisyenliği eğitimiyle bu ara kademede hizmet veremez mi? Bu eksende göz doktoru ile böyle bir eğitim görmüş kişinin birlikte çalışması daha sorunsuz ve çok daha etkin olacaktır diye düşünüyorum.

İkinci yazımda net olarak belirttiğim üzere, ben optometriyi Türkiye gerçeklerinden çok uzak bir ticaret alanı olarak görüyorum. Çıkış noktası sağlık olsa bile uygulamada ticaret yönü ağır basmış bir alan olduğunun bilincindeyim. O yüzden işi daha çok tıp bilimi temeline oturtarak yapmanın yollarını düşünüyorum. Artı ve eksileriyle tartışmaya açılmalıdır inancındayım.

Bütün bu bilgilerin ışığında en kolay yolu seçerek ille de optometriyi ülkemize getirirsek, o zaman da uygulamasının ibresini ticaretten sağlığa çevirmeliyiz. Ama nasıl? Diyelim ki optometristleri en iyi şekilde yetiştirdik. Bu optometristlerin çalışma yeri neresi olacaktır? Kesinlikle ve kesinlikle optik mağazalar değil!

Optik sektörünü ikinci yazımda belirttiğim tehlikelere düşürmeden nasıl bir uygulama yapılabilir? Sadece kamu, özel ve üniversite hastanelerinde göz doktorlarına destek verecek optometristlerin çalışması uygun bir çözüm olabilir mi?

Bu hafta da bunları düşünmeye ne dersiniz?

*****

Önümüzdeki hafta yayınlanacak olan dördüncü yazımda görüşmek üzere siz saygıdeğer okurlarımıza esenlik dolu günler diliyorum.

                                                                                           Hayri Erol Harbi

                                                                             Opak Lens Sanayi ve Ticaret A.Ş.
                                                                                     Yönetim Kurulu Başkanı

                                                                                             Optik Gazete
                                                                                     Yönetim Kurulu Başkanı

(1)  Wasem Çalışması, Sayfa 159, Figure 14

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.