Dilime ‘’bye bye’’ Demek İstemiyorum!


Melek Sakaloğlu

Melek Sakaloğlu

Okunma 26 Eylül 2015, 11:49

  

''Türk dili, Türk milletinin kalbidir zihnidir''



Yaşamımızın başlangıcından, sonuna kadar nefes aldığımız sürece çevremizdekilerle sürekli iletişim halinde oluruz. Bu iletişimizi en iyi konuşarak ortaya koyarız. O nedenle dilin hayatımızdaki yeri doldurulmazdır. Sadece kişisel değil millet olarak da dil bir milletin en önemli var oluş sembolüdür.

 

Tarih sayfalarına baktığımız da birçok devletin kendine has kullandıkları dilleri görmekteyiz. Osmanlı İmparatorluğu içinde de Osmanlı Türkçesi resmi dil olarak kabul edilmiş olsa da, Arapça ve Farsça’ da konuşulan diğer dillerdi. Bu üç dili konuşan nüfus sayısı çoktu. Özellikle eğitimli kesimde farsça ve Arapça dili yaygındı. Ayrıca Arapça genelde dini törenler de kullanılan bir dildi. Selçuklular da Arapça ve Farsça dili kullanmışlardır. Osman İmparatorluğu için de Levant bölgesinde yaşayan Hıristiyan toplumlar da özellikle son yüzyıllarda İngilizce ve Fransızca hâkim olan dil olmuştur. Varlıklı ailelerin çocukları okullarda Fransızca eğitim almışlardır.

 

Sonrasında Cumhuriyet dönemi ile beraber 1928 yılında Harf İnkılabı yapılmış ve resmi dil Türkçe kabul edilmiştir. Bu tarihten dört yıl sonra 26 Eylül 1932 yılında Birinci Türk Dil Kurultayı toplanmıştır. Daha sonraki yıllarda da her 26 Eylül’de Türk Dil kongresi yapılmakta ve 26 Eylül Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.

 

Türk Dili Bayram’ına eriştiğimiz bu günlerde bu coşkuyu en içten duygularla iliklerimize kadar hissetmenin verdiği gururla, Türkçe dilimiz için Atalarımıza minnet borcumuzu tekrar hatırlıyoruz. Ve bunu hiçbir zaman unutmamamız gerektiğini bilinci ile dilimizin gelişmesi için ilk olarak doğru ve anlaşılır bir Türkçe ile konuşmayı kendimize birinci sıradan görev addetmeliyiz. Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında ülkemizde ne yazık ki bir tane Üniversite bulunmaktaydı. Bu İstanbul’daki Darulfünun ( şimdi ki İstanbul Üniversitesi) üniversitesiydi. Türklüğün bütün edebi ve kültürel değerleri bu Üniversite de öğretiliyordu. Fakat hem dil hem de kültürel her alanda daha çok araştırmaya ihtiyaç vardı. Bu sebeple de Atatürk Türk kültür ve değerlerinin daha ayrıntılı araştırılıp ve geliştirilmesi için yine İstanbul Darülfünun içinde bir Türk Enstitüsü kurulmasına karar vermiştir. 12 Kasım 1924 yılında da yaklaşık bir sene sonra Türkiyat Enstitüsü kurulmuştur. Bu Enstitünün ambleminde elinde meşale tutan bir bozkurt resmi vardır. İlim ateşinin bir temsili olan meş’ale o dönemde Türk dünyasını aydınlatacak, Bozkurt’ ta Batı dünyasına karşılık Türk dünyasının ilim alanındaki çıkışının ifadesi olacaktı.

 

Çünkü dil bir milletin varlığının en büyük göstergesidir. Tarih sayfalarında dillerine sahip olamayan milletler silinip gitmişlerdir. O nedenle bizler dilimizi, doğru ve anlaşılır bir şekilde ifade etmeliyiz. Son yıllarda dilimize sıkça yabancı kelimeler dâhil olmuştur. Tamam, yerine ‘Ok’, evet yerine ‘yes’ sözcükleri günlük yaşamda çok daha fazla tercih edildiğine şahit olmaktayız. Yalnızca bu kadar da değildir tabi ki özellikle gençler arasındaki yazışmalarda, (sms, mail, WhatsApp vb.) artık sözcükler kısaltılır olmuştur. Örneğin; merhaba yerine, mrb, selam yerine, slm, günaydın yerine gnydn gibi sözcüklerden sesli harfler neredeyse çıkartılmıştır. Gençler arasındaki bu iletişim şekli Türkçe dilimize yapılan bir haksızlık bir değersizleştirme şeklidir. Bu yazışma tarzından biran önce kurtulmalı doğru ifadelerle Türkçemize layık olduğu değeri vermeliyiz. Bu yeni konuşma tarzları toplumun lisanında yer ederken birçok Türkçe kelimede unutulup gitmiştir. Bu özlü sözde olduğu gibi; ‘ Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir’, ve bu hep böyle olacaktır.

 

Tabii ki bizler kendi dilimize sahip çıkarken, diğer dilleri öğrenmeliyiz. Öğrenmeliyiz ki; teknolojiyi, ilimi, bilimi, kültürü yakından takip edebilmeliyiz. Atalarımızın bu konudaki ‘Bir dil bir insan iki dil iki insan’ sözü de farklı dillerin önemini bizlere hatırlatmaktadır. Bilim, kültür, turizm, sosyalleşme ve sayamayacağımızın kadar çok alanlarda öğrenilen bu yeni dillerin faydaları yadsınamaz kadar çoktur. Günümüzde ulusal olarak kullanılan İngilizce dili en yaygın öğrenilen Türkçe dışında birinci dil olmaktadır. Bunu Fransızca dili izlemektedir. Ancak son yıllarda yapılan Türkçe Olimpiyatları ve yurtdışındaki Türk okulları sayesinde artık Türkçe’ de birçok kişi tarafından öğrenilen ve konuşulan bir dil olmak yolunda ilerlemektedir. Bizlerde Türkçe’mizi doğru, anlaşılır ifade etmeliyiz ki, çocuklarımızda doğru ve anlaşılır ifade edebilsinler. Çünkü dil bir toplumun geleceğidir. Özüdür. Kendidir. Var oluşudur. Dilimizin doğru konuşulması ve öğretilmesi ülkemizin yeni nesillerine de vatan ve millet sevgisini kazandırma da yardımcı olacaktır.

 

‘Unutmayalım ki; diline sahip çıkamayan milletler yok olmaya mahkûmdurlar.’



Melek SAKALOĞLU











- kralbet giriş - - - - -

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.