Gözyaşının Her Damlası Bir Diğerine Benzemiyor!

Maurice Mikkers adlı tıp laboratuvarı analisti, gözyaşı örnekleri incelemesi sonucunda her bir gözyaşı damlasının birbirinden farklı olduğunu ortaya çıkardı.

Gözyaşının Her Damlası Bir Diğerine Benzemiyor!
Bu haber kez okundu.

3 Çeşit Gözyaşı Var
 
Mikkers'e göre 3 çeşit gözyaşı var. Birincisi her zaman salgılanan, gözümüzü toz ve bakterilerden koruyan temel gözyaşı.

İkincisi göze dışardan herhangi bir etki olduğunda oluşan gözyaşı.

Üçüncüsü ise acı, sevinç, üzüntü gibi hisler neticesinde sinir sisteminin tetiklemesi ile salgılanan gözyaşı.

Mikkers, tüm gözyaşı çeşitlerinin farklı biyolojik içerikler barındırdığını, bu sebeple herkesin gözyaşının farklı bileşenlerden oluştuğunu belirtiyor.

Küçük(!) bir hatırlatma yapalım, dünyada hiçbir şey birbirinin aynı değil, ama hiçbir şey! Dünya yaratılalı beri yağan kar tanecikleri de asla birbirine benzemiyor. Bedenimizdeki hücrelerimiz de.

Gözyaşı Kanalında İltihaplanma İlleti
 
Erkeklerden çok kadınlara musallat oluyor.

Gözde sulanma, iltihaplanma, gözyaşı kesesi bölgesinde şişlik, apse gibi belirtilerle ortaya çıkan gözyaşı kanal tıkanıklığı, göz sağlığını tehdit eden hastalıkların başında geliyor.

Kanal tıkanıklığı çoğunlukla düşük düzeyde ama kalıcı enfeksiyonlarla kendini gösteriyor. Hastalık dakriyosistorinostomi (DSR) adlı ameliyat tekniğiyle %95 oranında başarıyla tedavi edilebiliyor.

Gözyaşı, içerdiği enzimlerle gözün normal işlevini yerine getirmesi için oksijen transferinde önemli rol oynar.

Tuzlu bir sıvı olan gözyaşı, toz, bakteri vb. yabancı cisimcikleri yanağa ya da gözyaşı kanalı yoluyla buruna sürükler. Enfeksiyonlara karşı direnç oluşturma görevine sahip olan gözyaşı, bir tıkanıklık sebebiyle “gözyaşı kanalı” vasıtasıyla göz çevresinden vaktinde ayrılamazsa, gözlerimiz dış etkenlere karşı savunmasız kalabilir.

Bebekler ve Orta Yaşlı Kadınlarda Görülüyor
 
Gözde sulanmaya ve enfeksiyonlara yol açan “gözyaşı kanal tıkanıklığının” en sık gözyaşı kanalının burunla kesiştiği noktada meydana geliyor. Hastalık nadiren de olsa gözyaşı kanalının üst kısımlarında görülebiliyor.

Gözyaşı kanalı tıkanıklığı, en sık ilk bir yaştaki bebeklerde, orta yaşlarda ve sonrası kadınlarda, burun yapısı eğri, kemiği kırık olan kişilerde, uzun süren burun enfeksiyonu çekenlerde ve alerjilerden çabuk etkilenen kişilerde görülüyor.

Hastalık erkeklere kıyasla kadınları daha çok tehdit ediyor.

Acaba en çok onlar gözyaşı döktükleri için mi, belki!

Çünkü erişkinlerde gözyaşı kanal tıkanıklığı büyük ölçüde bir sebebe bağlanamıyor.

Burun kırıkları ve burun içi hastalıkları sonrasında da gözyaşı kanal tıkanıklığı oluşabiliyor.

Kalıcı Enfeksiyon Riski
 
Gözyaşı kanal tıkanıklığının “gözde sulanma”, “gözyaşı kesesi bölgesinde şişlik”, “gözde iltihaplanma”, “apse” gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.

Kanal tıkanıklığında akım kesildiği zaman mikropların üreyeceği bir ortam oluşuyor. Buna bağlı olarak çoğunlukla düşük düzeyde ama kalıcı enfeksiyonlar kendini göstermeye başlıyor. Fakat bazı dönemlerde enfeksiyon apse haline gelebiliyor. Buna bağlı olarak çok ağrılı şişlik ortaya çıkabiliyor.

Başlıca Tedavisi Ameliyat
 
Kanal tıkanıklığı, çoğunlukla gözyaşı kanalının alt ucunda burun ile birleştiği yerde gelişiyor. Hastalığın başlıca tedavisi ameliyat!

Göz cerrahlar, en sık %95 tedavi edebilmekte.

“Dakriyosistorinostomi” (DSR) ameliyat tekniği

Tedavide kanalın tıkanık olan bölümü açılmıyor. Bunun yerine gözyaşı kesesiyle burun arasında tıkanıklığın bulunduğu bölge bypass edilerek hemen üstte yeni kanal açılıyor. Buradaki en önemli nokta açılan yeni kanalın vücut iyileşmesiyle tıkanmaması.

Çünkü vücut ameliyatla açılan yeni kanalı kapamaya çalışır. Bu risk ameliyatı takip eden 3-6 ay arasında vardır. Ancak 6 ayı geçen vakalarda kanal tıkanma riski ortadan kalkar. Cerrahi müdahalenin mutlaka kanalın yeniden tıkanmayacak şekilde yapılması gerekiyor.

Diğer Yöntemler
 
Erişkinlerde ayrıca silikon tüp yerleştirme ve sondalama yöntemleri de uygulanabiliniyor. Ancak bu tedavilerin başarı oranı maalesef düşük.

Ağlayınca Neden Burun Akar?
 
Ağlamak, ihtiyacımız olmayan zararlı kimyasalları dışarı atmamıza yardımcı olur. Kimyasallar ve hormonlar vücuttan gözyaşı olarak atılır. İnsan kendini daha sakin hisseder, yatışır.

Gözyaşı "puncta"dan, üst ve alt lakrimal bezine açılan kanallara gider. Lakrimal bezi gözyaşını, buruna açılan nasolakrimal kanala iletir. Buruna giren gözyaşı, burundaki salgıyla karışır sümük olur akar.

Ağlama durumunda ilgili kanalların taşıyabileceğinden fazla gözyaşı üretildiği için bu kanallar dolar ve sıvının bir kısmı kanallara giremeden göz kenarlarından yanaklara doğru süzülür.

Gözlerimiz sürekli ıslak ve nemlidir. Göze gelen sıvı önce burnumuza, sonra da genzimize akar. Ama genize fazla sıvı gitmez onun için genize inemeyen sıvı, sümük olarak burnumuzdan akmaktadır.

Kaynak: Yeniakit Gazetesi
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.