Geçmişe Mazi Dememek İçin Bugünden Bir Şeyler Yapmalı!


Figen Karaaslan

Figen Karaaslan

Okunma 06 Eylül 2018, 10:01

Eskiden, süpermarketlerden daha çok mahalle bakkalları vardı. Eskinin mahalle bakkalları dönemi ve alışveriş sistemi şimdikinden çok farklıydı.

Bu yazımda, öncelikle mahalle bakkallarına değineceğim sonra da asıl konuya gireceğim.

İstanbul’da doğdum ama İzmir’de büyüdüm.  Bu yüzden çocukluğum daha çok İzmir’de geçti. İstanbul’daki mahalle bakkalından çok, İzmir’deki mahalle bakkalı ile daha çok anım var. 

İlkokul 4. sınıftayken İstanbul’dan İzmir’e taşındık. Benim için her şey çok yeniydi. Şehir, ev, insanlar hatta bazı yiyecek isimleri bile farklıydı. Taşındığımızın ilk günü hemen, geniş ve taş tabanlı balkona çıktım, yeni taşındığım şehri ve mahalleyi keşfetmek için.  Oturduğumuz apartmanın hemen altında bir bakkal vardı. Şanslıydık! Hele ki en küçük çocuk olarak sürekli ekmek almaya gönderilen bir kişi olarak ben daha da şanslıydım.
Evin balkonunda, balkon demirlerine bağlanılmış olan ipin ucunda bir hasır sepet duruyordu. İşte bu, daha da bulunmaz bir nimetti benim için! Balkona çıktıktan, 5 dakika sonra karşı apartmandan bir kadın; “gevrekçi” diye bağırarak sepeti yavaş yavaş aşağı uzatmaya başladı. Çok merak etmiştim, bu gevrek neydi ve bu gevrekçi kimdi? Merakla sağa sola bakmaya başladım. Aşağı uzatılan sepetin yanına kim gelecek diye? Birkaç dakika içinde ‘bildiğimiz’ simitçi, iki adet simidi sepetin içerisine bıraktı ve sepetin içindeki parayı aldı. Demek, bizim bildiğimiz simit, İzmirliler için gevrekmiş.



Mahalle Bakkalları ve Bizim Bakkal Hasan Amca

İzmir’deki yeni evimize taşındığımızda, ilk tanıştığımız kişilerden biri apartmanın altındaki Bakkal Hasan Amca idi. Hasan Amca, kısa boylu ve esmer bir adamdı. Hatırladığım kadarıyla İzmirli değil Erzurumluydu. Apartmana, üç çocuklu bir aile gelince mutlu olmuştu Hasan Amca çünkü her çocuk, fazladan alınan süt, çikolata ve cips demekti!

O yıllar da, eskiden olduğu gibi misafirimiz pek eksik olmazdı.  Evimize her yatılı misafir gelişinde, Hasan Amca’nın yüzü aydınlanırdı ve gözleri ışıldardı. Çünkü her yatılı misafir, Hasan Amca için daha çok alışveriş ve daha fazla kazanç demekti.
Hasan Amca, bizim aileden birini her gördüğünde; “yeni sucuğum geldi çok güzel, hakiki balım var” diyerek, bakkal dükkanındaki ürünlerini bize hatırlatırdı. Sandalyesini dışarı çıkarıp oturan Hasan Amca, bakkalın önünden geçerken halimizi hatırımızı sorardı. Aşağı bakkala inemediğimiz zamanlarda İzmir usulü, balkondan sarkıttığımız sepete koşar, sağ olsun ihtiyaçlarımızı hiç eksik etmezdi.

Şimdi internetten sipariş verir gibi ihtiyaçlarımızı bize getirirdi. Eskiden kredi kartı kullanımı da bu kadar yaygın değilken, bakkal defterleri ve veresiye sistemi kredi kartı alışverişinin yerini tutuyordu. Mahalle bakkalları, aileleri idare eder ve aile ekonomisini rahatlatırdı. Bakkal dükkanı sahipleri sen şimdi al, paran olunca ödersin derdi. Mahalle bakkalları bu yanıyla, adeta bir banka gibi işlerdi.
Biri ev mi arıyor, “mahallede kiralık ya da satılık ev var mı diye? önce mahalle bakkalına sorardı,” Mahalleye taşınmak isteyen biri, etrafı mahalle bakkalına sorardı. Bakkallar, tüm mahalleyi tanırdı ve bilirdi çünkü… 

Bakkal dükkanlarının kendine has bir kokusu ve bakkaldan yapılan alışverişlerin bir ruhu vardı.  Bakkal ve müşteri ilişkisinde bir samimiyet ve güven vardı.  Müşteri ile bakkal arasında eskilere dayanan bir bağ ve güven vardı.

Kapitalist Düzen Küçük Esnafı Yutup, Mahalle Bakkallarının Yok Olmasına Neden Oldu!

Yıllar geçip de kapitalist düzenin rüzgarları Türkiye’de de esmeye başlayınca ve artık birçok ürün de yurt dışından ithal edilince, raflardaki ürün sayısı ve çeşidi de artmaya başladı. Sadece ürünlerin sayısı artmadı. Bununla birlikte yeni süper marketler açılmaya başladı. Önce bir iki tanesi açılırken, zamanla kapanan dükkanların yerinde mantar gibi marketler çoğalmaya başladı.

Zamanla kredi kartı kullanımı da yaygınlaştıkça, bakkal defterlerinin ve veresiyelerin yerini kredi kartları almaya başladı. Bakkal amcaların hoşsohbetinin yerini, çoğunlukla iletişimsiz ve duygusuz alışverişler aldı. Neredeyse hiç konuşmadan hatta güleryüz göstermeden çalışan kasiyerler ile alışveriş monotonlaştı ve keyifsizleşti.
Süpermarketlerin ardından çoğalan alışveriş merkezleri (AVM) büyük ve gösterişli olduğu için birçok kişinin hoşuna gitti. Geniş raflar, raflarda yer alan birçok renkli paketli ürünler gözlere hitap etti.  Marketler çoğaldıkça bakkallar teker teker kapanmaya, mahalle bakkalları teker teker yok olmaya başladı. Bu durum belki birçok kişiyi rahatsız etmedi ama gidenler, mahallenin en eski sakinleriydi. Gidenler mahalleliyi bilen, tanıyan, dükkanının yanından geçerken başımızı okşayan bakkal amcalardı.
Çocukken canımız çikolata çektiğinde yanımızda para olmasa da, “annem ödeyecek” diyerek veresiye çikolata aldığımız ya da eve su içmeye gidersek sokağa tekrar dönemeyiz korkusuyla suyunu içtiğimiz, bizim mahallenin bakkal amcalarıydı. Kepenk kapatanlar sadece bakkal dükkanları değil aynı zamanda mahallenin emlakçısı, bankacısıydı. Kaybolan, geleneksel esnaflık, samimiyet, müşteri ve esnaf bağıydı.

Yerli ve Milli Sermaye Yerine Zincir Mağazalar

Hala aynı şekilde zincir mağazalar, çarşı ya da mahalle esnafının yerini almaya devam ediyor.  Kapitalist sistemle ve zincir mağazaların cirolarıyla baş edemeyen yerli esnaf, kepenkleri kapatıp gidiyor teker teker mahalleden.  Diğer sektörlerde olduğu gibi aynı durum optik sektörü için de geçerli.
Yılların tecrübesiyle uzun süre varlığını sürdürmüş, mahalleyi tanıyan ve bilen yılların optik mağazaları, zincir mağazalar ile ekonomik olarak rekabet edemediği için zor durumda kalıyor.

Zincir mağazaların çoğalması ve internetten yasal olmayan lens satışlarının artması, yerli ve milli optik mağazaları her geçen gün daha da tehdit ediyor ve mağazaların rekabet gücünü azaltıyor.

Aynı mahallede ya da çarşıda çalışan, bizi tanıyan ve ailemizdeki göz sorunlarımızı bilen gözlükçüler kapandıkça, yerine açılan AVM’deki pahalı olan dükkan kirasını çıkartmak için müşterisine daha pahalı gözlük satmaya uğraşacak yeni optik mağazalar açılacak.

Yerli ve milli optik mağazaları korumak için hem müşterilere hem de optik sektörünün kendisine iş düşüyor. Tabii en çok optik sektörünün kendisine…
Göz kırma kusuru olanlar internetten kontak lens, pazardan okuma gözlüğü, giyim mağazalarından ve işportadan güneş gözlüğü almadıkça,
Yerli ve milli optisyenlik müesseseleri birlik olunca, birbirlerini destekledikçe, internetten kontak lens satışına ve zincir mağazalara karşı aynı kararlı tavrı ve duruşu sergiledikçe ve beraber hareket ettikçe varlıklarını sürdürebilir. “Aman banane, ben uğraşamam dedikçe ve boş verdikçe, aynı mahalle bakkallarında olduğu gibi zamanla teker teker kepenk indirme riskiyle karşı karşıya kalırlar. 

Bu noktada, bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesinde olanlar için şu hikayeyi paylaşmak istiyorum.

Farenin Öyküsü

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine: İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.
"Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak, telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: "Zavallı farecik! Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz, küçücük kapanın" dedi. Tavuktan destek bulamayan fare bu sefer telaşla koyunun yanına koştu ve
"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpınıyordu. Koyun, anlayışla karşıladı ve "Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapabileceğim bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol"  dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve  "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var! “dedi. İnek , “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz bir şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak ve savaşmak zorunda olduğunu anladı.
O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik fare, aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve can havliyle, aniden çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi, sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi, eşinin ateşi bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateşler içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda, taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilirdi, çiftçi de bıçağını alıp, tavuğu kesmek için hemen bahçeye koştu.

Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi koyununu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Minik fare, tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.

Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir. Bunu unutmamak lazım.
Opak Lens Yönetim Kurulu Başkanı Erol Harbi, “aman banane demeden ve ben tek başıma ne yapabilirim ki?” diye düşünmeden, internetten korsan lens satışına karşı İstanbul’dan Ankara’ya yürüdü ve optisyenlik müesseselerinden 7406 adet  imzayı topladı. Herkes kendi üzerine düşeni yapsa, küçük de olsa bir adım atsa, sektörün sorunlarına karşı birlikte hareket etse ve küçük-büyük demeden bir adım atsa, fark yaratılır ve inanıyorum ki önemli aşamalar kat edilir.
Çok geç olmadan ve iş işten geçmeden, tüm yerli- milli optik mağazalar internetten lens, giyim mağazalarından güneş gözlüğü ve pazardan yakın okuma gözlük satılmasına karşı ortak bir tavır, bir duruş geliştirip, kararlı bir şekilde hareket etmedikçe sektördeki sorunlar çözülmeyecek. Boş ver banane deyip, kafaları kuma gömdükçe sorunlar asla çözülmeyecek aksine daha da artacak ve zamanında çözülmeyen sorunlar, daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak.
Tüm optik sektörü el ele verip, birlik olmadıkça, birlikte hareket etmedikçe, birbirlerini desteklemedikçe ve “ya hep ya hiç” demedikçe sorunları kalıcı bir şekilde çözmek olası değil.

Tek başına bir optik mağaza, yabancı zincir mağaza karşısında güçsüzdür. Hep birlikte olan optik mağazalar ise yabancı zincir mağazalar karşısında güçlüdür. Yerli ve milli değerlerimizin kıymetini, çok geç olmadan bilmek lazım. Yoksa sonradan ah-vah edip,  nerede o eski günler der dururuz ama iş işten çoktan geçmiş olur.
Kapitalist düzen bir sürü fastfood dükkanı açtırır, mağaza pizza dükkanı açtırır lahmacun yiyen azalır. Manisa-Edirne köfte yiyen azalır, hamburger köfte yiyen çoğalır. Böylece mağazanı da, paranı da “elin yabancısına” kaptırırsın. Bu yüzden yerlinin ve milli olanın kıymetini bilmeli. Ayrıca sektörümüzün içinden doğru sivil toplum kuruluşları ve başkanları çıkartmamız lazım.

Tüm optik sektörü, çok geç kalmadan ve geçmişe mazi demeden, internetten lens satışlarına ve yabancı zincir mağazalara karşı hep birlikte hareket etmeli.

Figen Karaaslan

Optik Gazete Editörü
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.