İnsana iyi gelen yer: Datça!

Kainatın en güzel kara parçası Datça'ya rüya gibi bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?

İnsana iyi gelen yer: Datça!
Bu haber kez okundu.

İnsana iyi gelen yer: Datça!
İlgili Galeriye Git

 Ne demişler efendim, tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkânıdır. Biz de döndük dolaştık ve dünyadaki cennet, Türkiyemize geldik, ülkemizin deniz ve lezzet duraklarından biri olan Datça’ya demirledik.

Ülkemizin güzel beldesi Datça, esasında bize sadece bir yeryüzü parçasını değil, kâinatın en güzel coğrafyasını sunar.

Coğrafya bilgini Strabon “Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olması için Datça Yarımadası’na gönderir.” demiş. Bu asla öyle boşuna söylenmiş bir söz değil!
Datça'nın güzelliklerinin farkında olan yalnızca Strabon olmasa gerek ki, Datça Yarımadası, Bozburun Yarımadası ile birlikte, 1999 yılında WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından acil olarak korunması gereken 100 yeryüzü noktasından biri olarak belirlendi. Kendine özgü coğrafyası, bozulmamış kıyıları, kumulları, zengin su altı yaşamı, bitkileri ve yaban hayatıyla Datça Yarımadası, gerçekten olağanüstü ve görülmeye değer...

Doğayla insanın kıyasıya yarıştığı bu coğrafyada, MÖ. 2000’li yıllardan itibaren yörede Karialılar yaşamaya başlamışlar. MÖ. 1000 yıllarında bölgeye Yunan ana karasından Dorlar gelirler ve Rodos Adası’nda üç, Kos Adası’nda bir, Bodrum Yarımadası’nda bir ve Datça Yarımadası’nda da bir olmak üzere bölgede altı şehir devleti kurarlar. Bu altı şehir devletinin merkezi, Datça Yarımadası’nda kurulan Knidos olur. 
"Uzaklardan fırlatılmış bir kargının denize yarı batmış ucu." (Antik Çağ yazarlarının birleştikleri Knidos tasviri)

Knidos ilk önce Datça şehir merkezinin 2 km kuzey doğusunda Burgaz mevkiinde kurulur. MÖ. 7’nci ve 6’ncı yüzyıllarda gelişip zenginleşir. MÖ. 546’da Lidya Devleti’nin Perslere yenilmesinin ardından, Pers egemenliğine girer. MÖ. 4’üncü yüzyılda Knidos, ticari nedenlerle yarımadanın en uç noktası Tekir Burnu’na taşınır. 
Knidos’un biri askerî, diğeri ticari olan iki limanı vardır. Zekice planlanmıştır çünkü askeri liman kolay fark edilmeyen, neredeyse kapalı bir daire konumundadır, ticari limansa, ulaşımın kolay sağlanacağı ucu açık konumdadır.

MÖ. 3’üncü yüzyılda Büyük İskender’in egemenliğinde kalır. MS. 2’nci yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılışıyla da Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na bağlanır. Meydana gelen büyük depremler ve MS. 7’nci yüzyılda Arap istilaları sonucu Knidos büyük oranda tahrip olur ve terk edilir. Ünlü matematikçi ve filozof Eudoxus, en iyi yontulmuş çıplak Afrodit heykelini yapan heykeltıraş Praxiteles, Mısır’daki dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostrates Knidos'ta yaşamışlardır.

Datça Yarımadası 13’üncü yüzyılın ikinci yarısı ile 15’inci yüzyılın birinci çeyreği arasında Menteşeoğulları Beyliği toprakları içerisinde kalır. Osmanlıların Menteşeoğulları Beyliği’ni kendi sınırlarına katmasıyla 15’inci yüzyıldan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olur. 1909’da Osmanlı Padişahı V. Mehmet (Sultan Reşad) zamanında Datça ismi Reşadiye olarak değiştirilirse de Türkiye Cumhuriyeti döneminde yeniden Datça olur. 1928 yılında Datça, merkezi Reşadiye Mahallesi olmak üzere Muğla’ya bağlı bir ilçe olur. Datça’nın merkezi, üç mahalleden oluşuyor: Reşadiye, Eski Datça ve İskele mahalleleri.


Reşadiye ve Eski Datça mahalleleri önemli ölçüde korunmuş eski yerleşimler. Daracık sokakları, beyaz badanalı taş evleri, badem ağaçlarıyla süslü, sevimli avlularıyla geçmiş yaşam tarzını yansıtıyorlar. Büyük şair Can Yücel’in ömrünün son yıllarını geçirdiği evi, Eski Datça Mahallesi’nde. 

Türkiye'nin en güzel köşelerinden Ege ile Akdeniz'in buluşma noktasıdır Datça. Tertemiz havası, şirin balıkçı lokantaları, ören yerleri ve sahip olduğu tüm doğal güzellikleriyle gezginlerin vazgeçilmezi olacaktır.

Marmaris’ten batıya uzanan 70 km uzunluğundaki yarımadanın bir tarafı Gökova Körfezi’ne diğer tarafı ise Hisarönü Körfezi’ne bakar. Bencik Koyu’ndan başlayıp yarımadanın son noktası olan Knidos'a kadar uzanan özel konumu, sakin denizi, nitelikli otelleri ve bakir kalan doğasıyla kalabalıktan ve metropollerden uzaklaşmak isteyenlerin tercihi olan Datça, oksijen bakımından dünyanın sayılı, Türkiye'nin ise en zengin bölgesidir.

Datça Yarımadası'nın çevresi girintili çıkıntılı, dantel gibidir. Bazen dik kayalarla çevrili, bazen güzel kumsallarla, tam 52 koy var. Bazı koyların önünde küçük adacıklar yer alıyor. Koyların bazıları oldukça büyük ve uzun kumsala sahip olmakla birlikte bazıları çakıl taşları ile süslenmiştir. Datça merkezden kalkan tekneler ile Kargı, İnceburun, Akvaryum, Domuz Çukuru gibi araçla gidilemeyen koylarda denize girebilir ve eşsiz doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Datça’nın bir başka özelliği de iki denizi birbirinden ayırmasıdır. Ege ile Akdeniz Datça Yarımadası ile ayrılır. Ege Denizi’ne bakan tarafta Gökçeler Bükü, Küçük Çatı, Çatı, Kızılağaç, Alavara, Çakal, Damlacık, Mersincik, Murdala ve İskandil başlıca koylardır. Akdeniz’e bakan tarafta ise Palamut Bükü, Akvaryum, Akça Bük, Kuru Bük, Ova Bükü, Hayıt Bükü, Kızıl Bük, Domuz Bükü, Kargı, Karaincir, Sarı Liman, Kara Bük, Çiftlik, Kuruca Bük, Günlücek ve Lindos başlıca koylardır. Yarımadanın en ucunda yer alan antik Knidos Kenti ve önündeki Kap Krio Yarımadası ise iki denizi ayırıyor. 

Dolunay ve aşkın bazen tek karede buluştuğu ender yerlerden biridir Datça! Datça’nın kendisi kadar köyleri de birbirinden güzel kareler sunar gezginlere. 
Haytbükü olarak bilinen Mesudiye, Palamutbükü, Sındı, Yakaköy, Hızırşah gerçekten uygar, akıllı ve güzel insanların yaşadığı köylerdir. 

Datça’nın bitki zenginliği antik çağlardan beri bilinmektedir. Knidos’un bir tıp merkezi olmasında bu özelliğinin de önemli rol oynadığı açıktır. Datça’nın Florası denilince kuşkusuz akla öncelikle badem geliyor.

Datça bademinin dünyaca meşhur olduğunu neredeyse bilmeyen yoktur. Datça bademinin biri tatlı diğeri acı olmak üzere iki cinsi var. Datça bademi sadece Türkiye’de değil, dünyada da en iyi badem olarak kabul görüyor. Datça’da nurlu, akbadem, dedebağ, kababağ, sıra badem, diş badem diye çeşitleri üretiliyor.


Türkiye’nin her yöresinde farklı tatlılar yapılır ama yer yer biraz farklılaşsa da en yaygın tatlılardan birisi kuşkusuz baklavadır. Datça’nın damat tatlısı da bir tür baklava sayılabilir. Elbette en önemli ayırt edici özelliği ceviz veya Antep Fıstığı yerine bolca badem kullanılması. Elde açılan yufkayla yapılıyor. İki kat yufka bir kat badem döşenerek kat kat yapılıyor. Bol şerbet akıtılıyor üzerine. İsteyen üzerine biraz da tarçın serpiyor. Damat tatlısı denmesi de düğün gecesi damat ile gelinin evine bırakılan yemeğin tatlısı olmasından.

Dalaman Havalimanı’na İstanbul ve Ankara'dan direk uçuşlarla ulaşabilirsiniz. Dalaman Havaalanı ile Datça’dan 180 km uzaklıktadır ve havaalanından Marmaris'e kadar servisle ve daha sonrasını da saat başı kalkan minibüsler aracılığıyla tamamlayabilirsiniz.



Bodrum üzerinden Datça’ya gelmek isteyenler ise Bodrum Marina’dan kalkan feribotlarla ulaşabilirler. Üstelik Gökova Körfezi’nde yol almak da bu seyahatin ayrı bir keyfidir. Datça-Marmaris arası 75 km ve yaklaşık bir saatlik bir yolculuk gerekiyor. Datça-İzmir arasıysa 340 km ve dört saatte İzmir'e ulaşım imkânı var. Datça-İstanbul arasıysa otobüsler ile yaklaşık 14 saat sürüyor. Yanlarında pasaport ve geçerli vizesi olanlar ayrıca 40 dakikalık mesafede bulunan Symi Adası’na da ziyaret planlayabilirler.

12 Ağustos 1999 tarihinde kaybettiğimiz, Milli Eğitim Eski Bakanı ve Köy Enstitülerinin mimarı büyük insan Hasan Ali Yücel’in oğlu olan Can Yücel’in babası için yazdığı ve benimde en sevdiği şiiri olan; Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim şiiriyle Datça’ya veda ediyorum.

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim 

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a,
Bi helalleşmek ister elbet, diğ mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL


Güzel ve mutlu insanların dünyası Datça’da da uyanmanız dileğiyle. Ağustos 2014

Av. Suat ŞİMŞEK

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.